Zül fi kâr
TAM METİN
KIRK İKİNCİ YIL ANISINA
ZÜL Fİ KAR
TebDer 1
Zül fi kâr
ETİKET
TEB-DER TOKAT EHLİBEYT DERNEĞİ
EĞİTİM YAYINLARI
ŞİİR SERİSİ
ŞUBAT 2012
SERİ:9060022012236
YAZAR: ERKAN Y...
Zül fi kâr
WEB ADRESİ: WWW.TEBDER.TR.GG
SAYFA ADEDİ: 546
DAĞITIM ADEDİ: 250.000
SATIŞ BEDELİ: 50TL
İÇİNDEKİLER
ÖNSÖZ
BİRLİ...
Zül fi kâr
HAYAT ÇARPAR “Miras kalan zulme”
ORMANA DÖNÜŞ “Vahşet ve cehalete”
KALICI SEVGİ “Adil hükümdara”
DİRİ GÖMÜLEN “...
Zül fi kâr
RAHATLADIN ASLINDA “Hıçkırıklara”
ADIM “Yol göstericilere”
FIRLAMALAR “Perilere”
ÇÖL VAHA BİRİMİZ “Denemelere”
...
Zül fi kâr
ÖNSÖZ
Dokuzuncu şiir kitabımı okuyucu ile paylaşmanın kıvancını yaşıyor,
doğduğum gün gibi soğuk bir zemheride ...
Zül fi kâr
görerek o anda birkaç yıl birden yaşayarak oyunlarımızı hatırlayıvermiştim.
Daha sonra o çocuğun geleceği, nele...
Zül fi kâr
Ritüellerin nasıl, nerede ve hangi biçimlerde yapıldığının önemi yoktur. Önemli
olan içtenlik ile tüm insanları...
Zül fi kâr
günümüzde her kesin kendi odasına çekilerek aslında bütünlükten koptuklarını,
geleceğe yönelik planların bireys...
Zül fi kâr
çalıştım. Maalesef tarih boyunca şiddet, çeşitli görüntüler ile zorbalığı,
kandırmayı ve hile yöntemlerini kull...
Zül fi kâr
engellediğini düşünüyorum. “Eyvallah etmemek”le, minnet etmemenin aynı
şeyler olduğunu ve bunlarında borçlu olm...
Zül fi kâr
dolayısıyla görevini tamamlamış bir görevli gibi huzur içinde teslim olacağımı
bildiriyorum.
Sırası gelmişken “...
Zül fi kâr
Karşılaştırıldığı zaman doğulu veya batılı hanedanlar arasında fazla fark
olmadığı, entrikalarından, halk cinay...
Zül fi kâr
“Arı Gibi” şiirimde ise arıların doğal yaşamla olan bağı ve bilim adamlarına nasıl
ilham verdikleri ile insana ...
Zül fi kâr
Hazreti Peygamberimizin ömrünün sonlarına doğru yaşanan olaylar ne kadar acı
verici ise günümüze etkileri de bi...
Zül fi kâr
“O Geçti Sen Solladın” isimli şiirim de “Bogo Direniş Şarkısı” gibi ilk şiir
kitabım olan “Şiirle Semah” kitabı...
Zül fi kâr
büyüyeceğini, çocuklarımıza böyle bir miras bırakmak istemediğimizi
açıklamaya çalıştım.
Birçok makaleye örnek ...
Zül fi kâr
Üzerinde fazla durmak istemedim fakat değinmeden geçemeyeceğim. “Suç
Mahalli” başlıklı şiirim vahşete ithaf edi...
Zül fi kâr
BİRLİK “Cetvelin üzerindekilere”
Eskiden sendim çocuk
Senden önce yaşadım, şimdi yaşadıklarını.
İçi acı dolu bi...
Zül fi kâr
Arkadaşların arkadaşlarımdı
Birlikte oynadım.
Bala bakan göz sarı, balığı tutan el eldir.
Acıyı çeken yürektir....
Zül fi kâr
Sıkça tekrar ederdim:
“Başka sorunuz var mı?”
Söyleyemezdin haliyle
O kadar insan içinde – arkadaşlarının arası...
Zül fi kâr
Ümitlerdir yaşatan.
Yüreğimize birlik ama tamamımızın
Elimize sevgi, zihnimize açıklık
Aydınlık her yer ama her...
Zül fi kâr
Haliyle kat malikleri
Ve
Misafirler.
Ormanından kesilip
Marangozunda biçildikten sonra
Usta tarafından ve kalfa...
Zül fi kâr
Sokaklar olmadan.
O partililerin giremediği kahvehaneler
Kapısına ilan: “onlar ve bunlar giremez”
Tarafsız olam...
Zül fi kâr
Ş çiçeği: Kokusu Şevval’i hatırlatan
Karadeniz türküleri, yarıda kalan önce
Şeksiz – şüphesiz kendini gösterive...
Zül fi kâr
Karakış, dağda, mağarada
Ele geçen dört genç
Teslim olmaları istenen
Tahran’da uykusundan yeni uyanan
Aile baba...
Zül fi kâr
Anne şefkati gibi
Öğretmen sabrı, doktor şifası gibi
Neden be kardeşim?
Anlamıyor adam da ondan
Başka türlü kon...
Zül fi kâr
Hesabı görmeyeceğim
Kim yarattıysa, yaptıysa O görsün
Dert benim derdim değil
Bana ne
Ne hali varsa görsünler, ...
Zül fi kâr
Nakit ödedim. Peşin
Kimseye tek kuruş yok, borcum
Ödedim bedellerin hepsini
Ölünceye kadar bana yeter
Gerisini ...
Zül fi kâr
Yangın var
Savaş çığlıkları ve önceden imzalanmış
Yaparsan Belgeleri.
Yak! Ben söndürürüm
Yolumu bulurum
Güvenl...
Zül fi kâr
Bildiklerimi söyleyivereceğim
Emanetlerimi vereceğim
Senden sonrakilere.
Sen misin?
Bence o kadar değerli
Ömrüm...
Zül fi kâr
Yamalı çarık. Ah!
Yamalı fistan
Ölmeden, yok olmadan
Bağra basılamaz mı?
Acıların en büyüğü aslında
Susuz bırak...
Zül fi kâr
Unutur kendini Tahmasb
Riyaset sevdası yani liderlik
Emir yağdırmalar sağa, sola
Osman oğullarıyla anlaşma
“Tür...
Zül fi kâr
Loca kararları değil, denge değil
İki ayağında birer duba
Dubalarsa birbirine bağlı
Çelik gövde durur
Kürek değ...
Zül fi kâr
SAVAŞ
Saçları tutuştu önce
Ne kadar çırpındıysa da söndüremedi
Küçücüktü elleri
Anlayamadı
Ne yapacağını bileme...
Zül fi kâr
Gözün doydu mu?
Kokmuş kokona karına
Elmas kakmalı yüzükler, mücevherler
Metresine yeni döşenmiş odalar
Açmak i...
Zül fi kâr
Sahibinde içine
Bak bakabilirsen
Kuş ol, rüzgâr ol
Adam olamazsan
Hava ol
Bul onu ve bak
Gözünden içeri derinle...
Zül fi kâr
“Benim Mehdim
Benim Canım” diyen adam
Babasının malı veya
Gömleğim, kalemim, defterim gibi
Fark etmez sevgilisi...
Zül fi kâr
İzliyordum olup bitenleri
Bilemezdim ki
Bu kadar meşhur olacağını
Büyücüler, tılsımcılar, kâhinler
Vardı o zama...
Zül fi kâr
Hokkabaz değildi
Gizli odalarında tılsımlar bulan
Yeni göz boyamalar
Bağlamalar uyduran.
Belkıs bile şaşa kaldı...
Zül fi kâr
ARI GİBİ “Havada yüzmeye”
Camda gezen arı
Göstermek için kendini
Kanatlarını
Çok hızlı
Çırpıp çıkarınca o vızıl...
Zül fi kâr
Bizimki gibi değil
Kanatları kol yerine gelse
Ayakları yine ayak
Antenleri de kulak
Peki iğnesi!
Uyuşturan zehr...
Zül fi kâr
Sürgüne gönderilmişse
Bir milyondan çok helak olmuşsa.
Küfelilerin çocukları, O günden beri
Bu gün hala ve belk...
Zül fi kâr
Bağırarak mı alacak istediklerini.
Ülkemde hala
“Kurtlar Vadisi” diye bir dizi
En çok izlenenlerden biri
Mafya ...
Zül fi kâr
İnin artık sırtımdan
Çekin tırnaklarınızı derimden
Dişleriniz boynumu acıtıyor
Çöplüklerinize, çukurlarınıza, o...
Zül fi kâr
Onun için çok zordur.
Bu günlerde bile sorulur
“Neden bu kadar çok sevilir Ali?”
Hikmetini de sen bul!
06.06.20...
Zül fi kâr
İki elimi soksam kendi kaburgalarıma
Kendi ellerimle kendi ciğerlerimi
Alsam, atsam dışarı
Dindirebilir miyim?
...
Zül fi kâr
BOGO DİRENİŞ ŞARKISI "Essah'a"
Ölürsem vasiyetimdir
Gömmeyin bedenimi
Karımı Çağırın
İster bağırarak ağlasın
İs...
Zül fi kâr
Ağacı kurusun, bir daha
Asla çıkmamacasına
Hakça paylaşım olsun
Açlıktan ölmesin kimse
Kimse hor görmesin diğer...
Zül fi kâr
Kara bir yüz, çok hasta
Onun derdi başka, dermanı yok ilaçlarda
Kibir değil, kıskançlıklarla dolu bir şey
Nasıl...
Zül fi kâr
Yüz binlerce yakarken diri, diri
Öküzün boynuzundayken dünya
Umer omuzlarındayken halkın
Eşek iken, kulakları, ...
Zül fi kâr
TebDer 52
Zül fi kâr
BUNDAN SONRA "Geleceğe"
Bütün bunlar ne idi?
Sızlanmalar, dert yanmalar
Feryat, haykırış belki
Dosta sitem, zal...
Zül fi kâr
Öyledir, böyledir, şöyledir
Binler düşünce söyletir.
Emir vermeli mi?
"Hizaya geç!"
Yoksa tutuşturmalı mı orman...
Zül fi kâr
Kendine gelmeli
Bakmalı, görmeli, bulmalı
Bir program yapmalı
Programın yoksa
Giriş, gelişme, sonuç
Girdi, işle...
Zül fi kâr
Öyle bir yer olsun ki, herkese sığınak
Bir görüş bul ki insanlar eşit
Zenci, sarı, beyaz sadece renk
Kavga, döv...
Zül fi kâr
Bunu gördüm
Yaptım
Yapıyorum, yapacağım.
Başaracaksın
Başarırsın
Başarmalısın
Kan akmasın yaradan
Önce durdur v...
Zül fi kâr
Nohut, ceviz büyüklüğünde
Tuvaletin alafranga olamaz
İlla çökmelisin.
Arapça okumalısın, anlamasan da
Türkçe sö...
Zül fi kâr
Sen ne kadar değerliysen dostum
İnan bana her insanda o kadar.
Sakın Allah kuluna
Özellikle insana, kem gözle b...
Zül fi kâr
Evlere dalar, belinde bombalarla
Nasıl bir lanet, melanet, bulaşmıştır bunlara.
Kangren olmuşsa bacak, kesilir
...
Zül fi kâr
Bin dört yüz yıl oldu, belki fazla
O günlerden sonra
Bak bu günlerde bile
Felaket, cinnet, vahşet, kan, bomba
İ...
Zül fi kâr
Erkek arkadaşıyla konuşuyor diye
Evinin bahçesine, babasıyla
Yardımlaşıp gömen babayı
Ve kızın ciğerlerinde top...
Zül fi kâr
İşçinin düşünmeye bile vakti yok.
Sınırsız devlet, sınıfsız toplum
Herkes eşit
Ne güzel kelimeler.
Onca fedaili...
Zül fi kâr
Sabah veya alacakaranlık, geceye doğru
Bir şeyler bilen adam
Ceketinin iç cebinde, bir dosya
Bildiniz, bu bir a...
Zül fi kâr
Torunlarıyla eğlenenlerden
Gerçek bir mezar taşı olanlardan değil
Yüzü değiştirildiğinden beri
Oda tanımıyor ke...
Zül fi kâr
Kapının önünden
Kötü bakan adamı hatırlıyorum
Oradan beri en az
Üç yüz metre yürüdüm.
Günün gezisini düşünürken...
Zül fi kâr
İki kilo metre var daha mezarlığa.
Sordum söylediler:
“Kocasına âşıktı, kocasını vurdular.
İki sene, her hafta....
Zül fi kâr
Tuttu sağ eliyle.
Onun yanındaki bana bakıyordu.
Kucağımda çocuk
En geride sağdaki
Hepimizi gözlüyordu.
Önüme d...
Zül fi kâr
Yahova Şahitleri’nden duydum
İsa’nın müjdesi
Yedi zalim imparatorluktan sonra
Kurulacak sekizinci imparatorluk
...
Zül fi kâr
İsa’nın çölde kırk günü
Yalnız
Gece soğuk, gündüz kavurucu
Söylenceye göre
Her gün kurtulur İsa
Bir hastalığınd...
Zül fi kâr
Müjde tüm dünyaya dağılınca,
Herkes haberdar olunca
Kurulacaktır
Son ama adil
Göklerin Krallığı.”
İnanalım mı İ...
Zül fi kâr
EVDEN EVE “Manzaraya”
Çocuktum bilmiyorum
Makineli tüfek sesi, G3 mü?
Ama bir takırtı
Babam:
Kamyon taş döküyor...
Zül fi kâr
Yemekte ekmek ve az biraz peynir
Kümes için kullandığımız tel örgü
Neden orada pencerede!
Bomba atılırsa içeri,...
Zül fi kâr
Günde bir kilo yoğurt ve bir ekmek.
Kadeh, şarap, kuru ekmek
Etim ve kanım.
Mayalarım seni!
Sütünü yoğurda kese...
Zül fi kâr
On yaşında kız çocuklarına
Müptela olan Avrupalı zengin.
Afgan afyonu insanı uçuran
Karısına ve kendisine birli...
Zül fi kâr
Altım mezarlık tanrım, dualarımı kabul et!
Kameraya alınmış işkenceler
İmzalatılmış itirafnameler
Haraca bağlan...
Zül fi kâr
Kedinin miyavlamasında – sokak kedisi kirli
Vahşi
Su kıyılarındaki yeşilliklerde
Yaprağı sallayan, görülmeyen r...
Zül fi kâr
Memurlar tanırım
Ömürleri ipotekli. Satın alınmış
Sabah sekiz, akşam beş
Yapamazlar tabii, mümkün değil
Böyle b...
Zül fi kâr
Başkalarınca çalınan
Ayıkken veya sarhoşken, içirilmişken
Damarlarında dolaşırken uyuşukluklar
Umursamazlıklar,...
Zül fi kâr
Hayallerinde
Ağaç evde, yukardan bakıp yere
Kuşlara ve esintiyle haber göndermek
Haber almak yine onunla
Yağmur...
Zül fi kâr
Onlar için haykırdıkça insan
Yaltaklanabildikçe insandı insanlar
Düşünmenin, eşitliğin, birliğin sözü edilemezd...
Zül fi kâr
Becerebilir miydi çocuk?
Üzmemeyi, dinlemeyi, anlamayı
Mutlu etmeyi bilir miydi, öğrenir miydi?
Işıl ışıl gözle...
Zül fi kâr
Olmasa da, uymasa da oldurulan zorla
Ölmek daha iyidir buralarda yaşamdan
İşkence çekmektense her gün, her an
Ö...
Zül fi kâr
Kimsen çıkar böylesi fikirler
Kime sunulur, nerelerde oylanır, nasıl kabul görür
Ve sonunda halka, dolayısıyla ...
Zül fi kâr
Korkum on milyon İranlı daha ölür,
Nesiller yok olur,
Müzeler soyulur.
Bağnazın sebebine bu defa ne din kalır, ...
Zül fi kâr
KOREDEN BERİ “NATO’ya”
Gönüllüler alındı önce, trenlere dolundu
Limanlardan gemiler yola koyuldu
Ellili yıllar
...
Zül fi kâr
Kendi kendine konuştuğunu düşündüğün aslında
Takılmıştır, kendi dostlarına
Göremediğin, bilemediğin, oralarda b...
Zül fi kâr
Bir de
Dişiyle sımsıkı çarşafını
Salyalarını ve sümüğünü alabildiğine
Salan kadın
Baştan ayağa kara, kapkara
Vü...
Zül fi kâr
Çoktur böylesi nüfus kayıtları.
Diskolarında bulan hayatın ritmini
Aşkı, sarhoşluklarında içkinin her türünün
Y...
Zül fi kâr
Zül fi kâr
Zül fi kâr
Zül fi kâr
Zül fi kâr
Zül fi kâr
Zül fi kâr
Zül fi kâr
Zül fi kâr
Zül fi kâr
Zül fi kâr
Zül fi kâr
Zül fi kâr
Zül fi kâr
Zül fi kâr
Zül fi kâr
Zül fi kâr
Zül fi kâr
Zül fi kâr
Zül fi kâr
Zül fi kâr
Zül fi kâr
Zül fi kâr
Zül fi kâr
Zül fi kâr
Zül fi kâr
Zül fi kâr
Zül fi kâr
Zül fi kâr
Zül fi kâr
Zül fi kâr
Zül fi kâr
Zül fi kâr
Zül fi kâr
Zül fi kâr
Zül fi kâr
Zül fi kâr
Zül fi kâr
Zül fi kâr
Zül fi kâr
Zül fi kâr
Zül fi kâr
Zül fi kâr
Zül fi kâr
Zül fi kâr
Zül fi kâr
Zül fi kâr
Zül fi kâr
Nächste SlideShare
Wird geladen in …5
×

Zül fi kâr

1.631 Aufrufe

Veröffentlicht am

0 Kommentare
0 Gefällt mir
Statistik
Notizen
  • Als Erste(r) kommentieren

  • Gehören Sie zu den Ersten, denen das gefällt!

Keine Downloads
Aufrufe
Aufrufe insgesamt
1.631
Auf SlideShare
0
Aus Einbettungen
0
Anzahl an Einbettungen
139
Aktionen
Geteilt
0
Downloads
1
Kommentare
0
Gefällt mir
0
Einbettungen 0
Keine Einbettungen

Keine Notizen für die Folie

Zül fi kâr

  1. 1. Zül fi kâr TAM METİN KIRK İKİNCİ YIL ANISINA ZÜL Fİ KAR TebDer 1
  2. 2. Zül fi kâr ETİKET TEB-DER TOKAT EHLİBEYT DERNEĞİ EĞİTİM YAYINLARI ŞİİR SERİSİ ŞUBAT 2012 SERİ:9060022012236 YAZAR: ERKAN YAZARGAN DAĞITIM: TEB-YAYIN DAĞITIM İLETİŞİM TELEFON: +90 535 063 84 23 KİTABIN ADI: ZÜL Fİ KÂR ADRESİ: TOKAT SAYFA DÜZENİ: TEB-DER DİZAYN OFİSİ TebDer 2
  3. 3. Zül fi kâr WEB ADRESİ: WWW.TEBDER.TR.GG SAYFA ADEDİ: 546 DAĞITIM ADEDİ: 250.000 SATIŞ BEDELİ: 50TL İÇİNDEKİLER ÖNSÖZ BİRLİK “Cetvelin üzerindekilere” İÇİN İÇİN “Yavrucağıma” DUA “Tanrıya” TAHTA MERDİVEN “Bütünleştiricilere” SADE “Organik yaşama” Ş’DEN GİDİŞ “Ş harfine” ŞAM’DA YANMIŞ DUVAR “Yazıya” BUNDAN “Eleştirilere” KIYMET “Tarihin zalimine” PEŞİN ÖDEME “Borçlara” İTFAİYE “Nükleer bilimciye” SEN MİSİN “Ümidime” AH “Zamanında olması gerekene” HANEDAN “Kılkuyruğa” 212 LÖSEMİ “Yıldız kaymasına” SAVAŞ “Hiç kimseye” ZÜL Fİ KÂR “İşe” KALEMİM “Bekleyene” ASAF “Farka” ARI GİBİ “Havada yüzmeye” TebDer 3
  4. 4. Zül fi kâr HAYAT ÇARPAR “Miras kalan zulme” ORMANA DÖNÜŞ “Vahşet ve cehalete” KALICI SEVGİ “Adil hükümdara” DİRİ GÖMÜLEN “Kıyamete” BOGO DİRENİŞ ŞARKISI “Essah’a” O GEÇTİ SEN SOLLADIN “Umer’e” BUNDAN SONRA “Geleceğe” BİZDEN EVRENSELE “İnsana” SOFUNUN HATASI “Nefese” DERTLİ HASTALIK “Cesura” İNKILÂP VE GÜNEŞ “Devrimciye” KANDIRMACA HAYAT “Katile” PEŞİMDE ÜÇ GENÇ “Yaşama” SEKİZİNCİ İMPARATORLUK “Öngörüye” EVDEN EVE “Manzaraya” FERYAT “Mayası bozuk süte” SUÇ MAHALLİ “Vahşete” TANRININ İZİ “Gülümseyen çocuğa” TRENLE DÜNYA TURU “Müstakbel gezi arkadaşıma” NAKİT PARA “Masumiyete” HAYAL KURMAK “Çekinmeden paylaşımlara” VİVA REPUPLİKA “İnsanca yaşama” İÇİNDEN GELEN “Çocuğa” SEFİL HAYAT “Merhamete” KARTON HUMEYNİ “Tenekeden borulara” KOREDEN BERİ “NATO’ya” DELİ ROLÜ “Çaresize” ÜMMET “Ehlisünnete” REZİL BATILI YAŞAM “Medeniyete” GEREK YOK “Aklından geçene” UPUZUN İKİLİ BİR ANLATIM “Anlamayana” GİRMEK “Karadeniz kıyılarına” SIRADANLAŞAN TUHAFLIKLAR “Değişime” MISIR “Bir çeşit intikama” İKİ PARÇA “Birleştirmesini bilene” GENETİK “Filozofun sarığına” ANASIZ BÜYÜYEN ÇOCUKLAR “Kafka’ya” TASVİR “Baştan sonuna” BENDE İSTERİM “Evhamlıya” TebDer 4
  5. 5. Zül fi kâr RAHATLADIN ASLINDA “Hıçkırıklara” ADIM “Yol göstericilere” FIRLAMALAR “Perilere” ÇÖL VAHA BİRİMİZ “Denemelere” VAZGEÇMİŞİM ZATEN “Ardılıma” SOYGUN İKİNCİ ŞANS “Çalma içgüdüsüne” CESUR AMA GENÇ “Yola koyulana” BU İŞ “Çözüm bazen geridedir.” PÜRİTEN EVİ “Sanata” ANLAMIYOR ADAM “Boğazdaki tükürüğe” ŞAİR “Vücudu kaplayan acıya” MANDELA “Ne güzel renktir siyaha” TİMOTİ VE STONE “Eski güzel isimlere” SÖKÜLÜ YÜREK “Çürümeyen ölüme” O YAZI “Şifre çözücülere” YEMEK TARİFİ “Etli pilava” SEVGİLİ CHRİSTOPHE “Tebessümle ölene” MUCİZELER “Bakar köre” ÜŞENGEÇLİK “Tembele” DENİZ “Balığın korkusuna” UCUZ YAŞAM “Antalyalı o adama” YENİ ÇARK “Küçük yeni dişliye” YAHUDİ “Üstün olduğunu düşünene” TATİL ARZUSU “Kenardan bakana” ŞİİR VE RESİM “Benim bebekliğime” ÖMÜR VE ZAMAN “Sahnedekilere” KARAKTER KALMASI “Üreticilere” DİZİN “Ezelden ebede” GAZ ODASI “Korkak ölüm yolcusuna” TebDer 5
  6. 6. Zül fi kâr ÖNSÖZ Dokuzuncu şiir kitabımı okuyucu ile paylaşmanın kıvancını yaşıyor, doğduğum gün gibi soğuk bir zemheride tamamlamayı nasip eden evrensel ve evren ötesi enerjiye teşekkürlerimi sunuyorum. Okurların algılama biçimlerine, inanış ve kültürlerine dayanarak ışığı her birinin farklı ve daha parlak yansıtacakları inancındayım. Şiiri ilahi bir nefes, sanatsal bir derinlik, topluma bir sunu olarak gördüğüm günden beri gece veya gündüz bazen tek cümle bazen bir oturuşta birkaç şiir birden yazdım. İlk yazılarım daha çok ders notları şeklindeydi. Hızlı yazabilme yeteneğinin verdiği öncelikle, üniversite ve kurs yıllarımda diğer sınıf arkadaşlarımdan bir adım öndeydim. Gençlere tavsiyem yazı yeteneklerini geliştirmeleri, yanlarında sürekli kâğıt ve kalem bulundurmalarıdır. Bilgisayar çağında elektronik yazı araçlarının yaygınlaştığı ve ilerde daha da gelişeceği göz önüne alınırsa, kâğıt ve kaleme ne gerek olduğu düşünülebilir. Bana inanırsanız ilham, kâğıttan yansıyarak, kalem aracılığıyla, zihnin çabaları ve yüreğin kıpırtıları ile harikalar yaratabilmektedir. “Zül fi kar” kitabıma “Birlik” şiirimle başladım. Diğer bütün şiirlerimde olduğu gibi ve bana has, bütün her şiire bir ithaf yazma alışkanlığım burada da devam etmiştir. Her şiirin kendi bütünlüğü ile bir bütünün parçası olduğu fakat başlı başına bir âlem olduğunu kabul ederim. Dolayısıyla her âlem bir parçaya hediye edilmelidir düşüncesindeyim. Tartışmaya açık bu konu hakkında da diğer konularda olduğu gibi iddia ve dayatma yapmam. Herkes istediği gibi değerlendirmekte özgür olup söz hakkım varsa bu şekilde ifade ediyor ve sunuyorum. Birlik şiirimi cetvelin üzerindeki milimetrik çizgilere ithaf ettim çünkü çizgiler o kadar düzenli ve uzunluğu ölçülmek istenen somut – neredeyse, her şeyi ölçebilecek özelliktedirler. Sokakta arkadaşlarıyla sokak oyunları oynayan bir çocuğun hareketleri beni kendi çocukluğuma götürmüş ve o çocukta kendimi TebDer 6
  7. 7. Zül fi kâr görerek o anda birkaç yıl birden yaşayarak oyunlarımızı hatırlayıvermiştim. Daha sonra o çocuğun geleceği, neler yapabileceği ve önemlisi ne gibi sıkıntılar çekebileceği ok gibi zihnimde dolaşmaya orayı burayı yaralamaya başladı. Futbol topunun karnına çarpmasıyla çektiği acı ile kıvranması daha sonraki yıllarda ister istemez çekmek zorunda olduğu duygusal acıları canlandırdı. İçi acı dolu birinin normal olmadığı, sorunlu olduğu ve sorunluluğundan dolayı çevresini rahatsız ettiği aklıma geldi. Sevip sevmemede insanın zaten özgür olmasından dolayı ona hak verdim. Sıkıntıları paylaşmanın kolay olmadığını biliyorum. Fedakârlık isteyen bu davranış kimseden istenemez. Çocuğun kendisiyle kendimi özdeşleştirdiğim gibi annesiyle annemi, babasıyla babamı ve arkadaşlarıyla arkadaşlarımı ve sonunda ona ait olan her şeyi benim olanlarla özdeşleştirdim. —Sonuç olarak var olanın özdeş olduğu inancındayım. – kaynaklarımız anneler ve babalar, doğurgan ve üreticiler olmaları bakımından bir ise yürüdüğümüz yollar hatta tepkilerimiz, inançlarımızda benzeşebilir diye düşündüm. Dışındakilerin öneminin kaybolması kaynağımız sorusundan sonra ortaya çıkan bir sonuçtu. Daha fazla yorucu olmadan ikinci bölüme geçmek istiyorum. Görünen her şeyin farklılıklarının şekil, renk, ağırlık, ömür ve diğer zaman dilimleri ile ilişkileri bir birlerine etkileri tamamen olmasa da ortaklaşırlar kanaatine vardım. “Acı” gerçeğinin hayatın bir gerçeği olduğuna vurgu yaparak şiiri sonuçlandırdım. Birliğin anlaşılmasını ve yaygınlaşmasını istedim. Acıların azalmasının paylaşımlarla güçleneceği ümidindeyim. Kitabıma aldığım ikinci şiirim “İçin için” de ise yine bir çocuk ama bu defa kendi öğrencilerimden bir çocuk, ilhamıma aracılık etti. Her gün karşımda durup beni dinleyen öğrencimi o ana kadar anlayamamıştım. Gözünün altındaki siyahlık düşünmeme neden oldu. Üzüldüğünü ve üzülmeye devam ettiğini hissettim. Haftanın ve günün belli bir kısmında birlikte olduğumuz insanların kendilerine ait, kendilerinin veya yakınlarının oluşturdukları farklı yaşam alanları olduğunu düşündüm. Kim bilir o yaşam alanlarında neler yaşanmaktaydı? Ne kadarını bilebilirdik, bilmeli miydik, bu bilginin bize faydası olur muydu? Gibi sorulardan sonra onu ve dolayısıyla tüm insanları ayrı ayrı, kendi yaşamlarıyla anlamak isteği kendini gösterdi. Öğrencimle kendi aramdaki ilişkilerin aslında ne kadar basmakalıp, süre giden, sıradan davranışlar olduğu, aslında bu tür davranışların tümünün daha içtenlikli olması gerektiğini düşündüm. Elimden geldiğince yeni tavırlarımın bu şekilde gelişmesi isteğim arttı. Sorun çözmenin önemli bir uğraş olduğu, ciddi çalışmaların pek çok sorunu kolaylıkla çözebileceğini biliyordum fakat bundan sonra daha fazla çözüm öncelikli olmam gerektiğini düşünüyorum. Üçüncü şiirim “Dua”yı ise tanrıya ithaf edip O’ndan bir takım isteklerde bulundum. Her inancın veya inançsızlığın kendine göre ritüelleri vardır. TebDer 7
  8. 8. Zül fi kâr Ritüellerin nasıl, nerede ve hangi biçimlerde yapıldığının önemi yoktur. Önemli olan içtenlik ile tüm insanların iyiliği ve bireyin de öz varlığının arınması ve yücelmesi için yapılıyor olmasıdır. Ellerin birleşip birleşmemesi değiştirilemez bir kanun değildir elbetteki. Bir başlangıç olması bakımından ellerin birleştirilmesi, dışardan bakan içinde, duayı işaret eder. Sonrası nasıl devam ederse etsin, bir anlık veya günler süren niyaz, yücelerin yücesine dokunmak, sunulmak, yardım dilemek, bir olmak, kendinden vazgeçmek gibi süreçleri devam ettirirler. Zihnin, beynin ve alnın ortasındaki sinema salonunun ki bu göz kapalı iken görülebilir, diğer tüm canlılarla bir ağ oluşturarak faaliyet halinde bulunmak evrende zaten var olan, her zaman olmuş olan ve gelecekte de var olacak olan gerçekliktir. Geleceğe dair ümitlerimiz ile beslenen, bu günün zorluklarını aşmamızda yardımcı olan bilinç, vücutta çeşitli kıvranmalara ve kramplara neden olabilir. Tüm yüreklerin birlikte attığı bir âlem ne de güzeldir. Bir yerde oturup, birlikte dua ederken, yine birbirlerinin yok olmasını isteyenler olabilir ki bu da oldukça tuhaftır, hatalıdır, yanlıştır kanaatindeyim. Barışın hâkim olabilmesi için zihinlerde ve yüreklerde birliğin olması şarttır. Korkuların esiri olan dolayısıyla başkalarını yok etmesini gerektiğini düşünenler gerçekten zayıf karakterli, eğitilmesi gereken sorunlu insanlardır. Tüm çabalarını birleştirip savaş makinesini daha güçlendirenlerin sıkı bir eğitimden geçirilmeleri gerekmektedir. Bu bölümde son olarak yolsuza yol, pirsize pir ve Allahsıza Allah dilenmiştir. “Tahta Merdiven” şiirimde bir öncekilerde olduğu gibi birlik duygusu çevresinde dönüp dolaşan mesajlarla, etkileri, farklı görüntüler, sesler, akıp giden hareketlilikler ele alınmıştır. Bir yanı cami bir yanı dernek bir yani özel yaşam alanları ile kaplı, çocuk yaramazlıkları ile bütünlenmeye çalışılırken birleştirici unsur olarak merdiven öne sürülmüştür. Daha sonraki bölümde merdivenin geldiği yer ve nasıl, işlenerek o hale getirildiği ve sağlığını koruyabilmesi için hiç olmazsa senede bir defa cilalanması gerektiği belirtilirken aslında o ortamda en önemli unsurun hiçte değer vermediğimiz ayağımızın altında duran bir şey olabileceği vurgulanmıştır. Yine okuyucumun buradan ne tür edinimler edindiğini merak etmekle birlikte anlayışlarına, yorumlarına boyun eğiyorum. Kitabın beşinci şiiri “Sade”de ise, sade kelimesinin ilk algılanma biçimlerini birer örnek vererek, başlangıç alarak, sade yaşamın doğayı algılamamızda yardımcı olacak en güçlü etkilerden birisi olduğuna değindim. Geçmişe gidip, sade yaşamlardan kesitler alarak günümüze taşımaya ve günümüzün yaşantıları ile kıyaslamaya denedim. Eski elbiselerin sökülerek yeni elbiseler yapılması ilgimi çekti. Saç boyamanın anlamı ve gereğinin nedenlerine, bakışları yoğunlaştırmak istedim. Anne elinin değdiği yerler ve uzun kış gecelerinin aslında duygu alış verişini ne kadarda saf ve düzgün başardığını oysa TebDer 8
  9. 9. Zül fi kâr günümüzde her kesin kendi odasına çekilerek aslında bütünlükten koptuklarını, geleceğe yönelik planların bireyselleştiğini ve bunun aslında zararlı olduğunu ortaya koymaya çalıştım. Ayrılmaların zararını ise “girilmez yerler” ve “birilerinin giremediği yerler” kelimelerimle güçlendirmeye çalıştım. En sonda ise son olarak görülen ölümün en sade gerçek olduğunu belirterek varlığın ölüm boyutunu gözler önüne sermeye çalıştım. “Ş’den Gidiş” ve “Şam’da Yanmış Duvar” şiirlerimde farklı bir sanat denemesinde bulundum. Kelimelerin aslında harflerden harflerinde seslerden oluştuğu düşüncesinden hareketle şiir sanatının, bu gün sıralı alfabetik harf düzeni ile yakın ilişkisini ortaya koymaya çalıştım. “Ş” harfinin en güçlü ve ayrıcalıklı seslerden birisi olması ve batı dillerinde tek bir harfle belirtilemeyerek en az iki harfle yazılması ilgimi çekti. Hovarda ünlemelerini örnek vererek aslında bu harfin gücünü ortaya koymaya çalışırken sanat dünyasında da bir çeşit hovardalığın var olduğunu vurguladım. Harflerin uyarı levhalarına benzediklerini, bir araya gelerek yol gösterdiklerini, ifadeyi kolaylaştırdıklarını ve yazılarak geleceğe kaldıklarını ortaya koydum. Bütün insan etkinliklerinin sonunda bir yerlerde uyuşmazlıklar ve kavgaların önemli bir yer edindiğini ve bunun bir tek harf gibi küçücük nedenlerden büyüyerek kaynaklandığını yazdım. Bir ülkenin kendi içindeki karmaşanın, milyonlarca insanı etkileyen kavgaların, devlet denilen organizmanın, bir yerlerde kendi vatandaşına ölüm kusmasına sebep olabilen etmenler üzerinde durdum. Sivil yaşamın kutsallığı ve istismarın tehlikeleri ile insan yaşamının önemine vurgu yaptım. Aslında dünyanın neresinde olursa olsun Şam, Bağdat, Tahran veya Tokat, şiirin yazıldığı o an var olan nefes alış verişler ve bir sonraki saatlere hazırlıklar ortaklaştırıldı. Diyarbakır’ın kırsalında kara kışta mağarada kıstırılan genç insanların gelecekte yapabileceği eylemlerin önlenmesi amacıyla teslim olmalarının istenmesi tuhafıma gittiği kadar, Şam ordusunun kendi halkından birisinin duvarını tank mermisiyle yıkması da tuhafıma gitti. Mağarada tutsaktan beter yaşam süren bir gence nasıl -teslim ol- denilebilir ve o duvar nasıl yıkılabilir? Sorularıma devam edeceğim ki doğru cevaplar ortaya konulsun, çözüm yolları açılsın. Bağdat’ta meydana gelen pazaryeri patlamaları da ayrıca bağlantılı tuhaflıklar, dengesizlikler, uyumsuzluklar, olmazlıklar olarak zihnime kazınmıştır. Son olarak kendime döndüm ve geleceğe miras bırakacağım bu yazımda not düştüğümü ve bundan sonra yaşanılan tuhaflıkların asla unutulamayacağını, mutlaka bir gün ortaya çıkacağını göstermeye çalıştım. Her ne kadar birbirimizden uzak ve habersiz de olsak. Sekizinci şiirim olan “Bundan” da ise anlatım tarzıma ilişkin çeşitli eleştirilere cevap vermeye çalıştım. Yazılarımı pervasız, acımasız, sert hatta yıkıcı ve sonuç vermesi imkânsız bulan bazı edebiyat ve özellikle şiir eleştirmenleri ile bu algıya sahip okurlara, Zülfikar gerçeği ile cevap vermeye TebDer 9
  10. 10. Zül fi kâr çalıştım. Maalesef tarih boyunca şiddet, çeşitli görüntüler ile zorbalığı, kandırmayı ve hile yöntemlerini kullanarak hüküm sürmüştür. Şiddete karşı bilinçlenmenin başka yöntemleri olduğu gibi sertliği bir dozda kalmak kaydıyla kullanmakta yöntemlerden bir tanesidir. Karşı kitle anlama zorluğu çekiyor ve kendilerini baskı altında hissediyorlarsa onlara “çekinmenize gerek yok, doğruların peşinden gidin. Hiç olmazsa farklı olan görüşlere de zaman ayırın.” demek gerekir düşüncesindeyim. Büyük öğretmenlerden öğrendiğimiz -tahta kılıç kuşanmak- iyilik ve sevgi yolunu tercih etmek elbetteki en tutarlı yöntemlerdendir. Fakat tarihten edindiğimiz büyük bir tecrübede, ne kadar iyi niyetli ve sevgi yolunu tercih eden birisi olursanız olun, eninde sonunda terbiye edilememiş zorbalar katliamlar yapmakta, insanlık onuru ayaklar altına almakta, en vahşi yöntemlerle halkları dolayısıyla insanlığı katletmektedirler. Son şiirlerimden “Gaz Odası”nda bu gerçeği ortaya koymaya çalıştım. Bu şiirde esir alınan Nazi subayı kendini mahkemeye çıkarmak isteyen kurban yakınlarına: “Nasıl oldu da binlerce kişi, dört acemi asker tarafından, gaz odalarına sürülebildi?” diye sorar ve kendisi cevap verir: “Çünkü korkaktınız.” Şiddetin hüküm sürmemesi için korkak olmadığımızı göstermemiz gerekmez mi? “Kıymet” şiirimde ise kitabın konu akışına göre ağırlaşmaya, sinir uçlarına dokunmaya, yaralara yaklaşmaya başlayan cümlelere doğru yol alırken, zulüm kavramı kendi şiirsel bütünlüğü içinde ele alınmaya çalışılmıştır. Değerli olan nedir? Asıl değer verilmesi gereken nedir? Soruları okuyucunun dikkatine sunulmuş ve cevaplar aranmaya çalışılmıştır. Beğenmediğimiz veya alışık olmadığımız, bizi zorlayan, çevremizdeki her şeyle ilişkimizi kısıtlayan ve bizden fedakalık isteyen gerçeklik mi değerlidir yoksa karşılığı para, makam gibi somut değerler mi değerlidir? Şair sezimce değerli olan maddi her şeyden daha çok gelip geçici olmayan, sürekli kalacak olan ve harcamakla kendisinden asla bir şey kaybetmeyen değerlerdir. Çalışmalar karşılığında uykusuzluk, acı, baskı, saldırı, hor görülmeler, mumun kendisi yakmasına karşı tatlı ve zevk veren her şeyin kıyaslanması yapılarak okuyucunun hangisini tercih edecekleri sorgulanmaya çalışılmıştır. Tarihin büyük insanı Hz. Ali ve Onun yaşam kesitinden bir tanesi örnek alınarak, “kuyuya bağırmanın” anlamı çözülmeye çalışılmıştır. En sonda ise bütün bu sıkıntılara dayanamayanlar için vazgeçme, kendi kabuğuna çekilme, sorunları sorunlularla baş başa bırakma, uğraşmama yolu gösterilerek olup bitenlerin ve olmaya devam edenlerin gözlenmesi istenmiştir. Onuncu şiir “Peşin Ödeme” başlığını taşımaktadır ve borçlara ithaf edilmiştir. Her şeyin bir karşılığın olduğu, ödemelerin de genellikle para cinsinden yapıldığı göz önüne alınarak, borcumun olmadığına vurgu yapıyorum. Borçlu olmamanın insana verdiği huzur ve güvenle yol almanın daha kolay olduğuna değiniyorum. Minnet duygusunun bir yerde insanı körelttiğini, TebDer 10
  11. 11. Zül fi kâr engellediğini düşünüyorum. “Eyvallah etmemek”le, minnet etmemenin aynı şeyler olduğunu ve bunlarında borçlu olmamaya bağlı olduğunu belirtiyorum. Pes etmeme konusuna gelince, planı olan herkesin, eline önemli bir tutanak veriyorum. Eğer planınız veya planlarınız varsa ve eğer planlarınızın erdem sınıfından şeyler olduğuna inanıyorsanız pes etmemelisiniz. Pes etmek istemiyorsanız da bütün borçlarınızdan kurtulmalısınız. Önce ödenmesi gereken borçlarınızı ödeyin daha sonra yola koyulun çünkü yolda kimin başına ne geleceği bilinmez, dolayısıyla hazırlıklı olmak gereklidir. Daha sonra bir meydan okuma ile alacaklı olduğunu iddia edenlere “istemeye yüzün varsa iste.” diyorum. Yazılarımın tamamına yakınını sanal ortamda paylaşıp yayınladım. Orman israfına karşı olduğumdan dolayı baskı ve kâğıt kullanmıyorum. Şimdiye kadar on adedi şiir olmak üzere tarih, dinler tarihi, felsefe, siyaset ve benzeri konularda otuz iki kitap hazırlayıp, yayınladım. En son şubat ayı kitap dağıtımlarımla, iki yüz doksan bin kişiye ulaştım. Bütün bunları kâğıt kullanarak yapmış olsaydım oldukça büyük bir ormana ihtiyacım olacaktı. Mesajım şudur: bir yerlerden küçük adımlarla başlayın. İlk başlangıçta hatalarınız olacaktır. Yılgınlığa kapılmayın, devam edin. Zamanla her şey daha mükemmele doğru evrilecektir. Genellikle çevrenizdekiler sizi anlamak istemez ve eleştirileri ile ümidinizi kırabilirler. Siz bu eleştirileri enerji olarak kullanın ve daha hızlı, sağlam adımlarla yolunuzu sürdürün. “İtfaiye” şiirimde ise o dönemde İran’da gerçekleştirilen bir bilim adamına yönelik suikast bana ilham vermiştir. Yangına benzettiğim bütün bu sürtüşmelerin sonunda Gandi’nin dediği gibi: “Göze göz, bütün insanlığı kör edecektir.” bütün dünyayı yakacaktır. Yangın söndürmeye hazırlıklı itfaiye kurumları acaba bu yangını söndürebilir mi? İnanmıyorum. İdarecilerin hatalarının, sonunda halkları mahvettiği, uluslar arası bazı anlaşmaların geleceği yok ettiği, çıkar merkezli ilişkilerin toplumları kasıp kavurduğu, iddia sahibi kışkırtıcıların kendi adamlarını bile korumaktan aciz oldukları, savaş başladıktan sonra durdurmanın imkânsız olduğu ve dolayısıyla kavgaları başlamadan durdurmak gerektiği gibi konuları işledim. İtfaiyeden istediğim ise, madem yangın söndürmek için kuruldun, yangın başlamadan söndürebilirsen işte o zaman itfaiyesin, bana bunu göster. “Sen misin?” şiirimde ise bütün bu olumsuz olup bitenlerden, geleceği olumsuzluklar ile kurma girişimlerinden sonra yine içime dönerek, gördüğüm küçücük bir kız çocuğuna hitap ederek, ümitlerimi besliyorum. Hayatım boyunca edindiğim kazanımların tamamını ona hazırladığımı, emanetleri taşıyıcımın o olup olmadığını, eğer o ise bundan çok memnun olacağımı, aslında bende bulunan emanetlerinde benden öncekilerden bana miras bırakıldığını, TebDer 11
  12. 12. Zül fi kâr dolayısıyla görevini tamamlamış bir görevli gibi huzur içinde teslim olacağımı bildiriyorum. Sırası gelmişken “Ah” başlıklı şiirimde bütün uğraşılardan sonra ve literatüre geçmiş “Yazar öldükten sonra doğar” sözünü kınayarak eğer değer vermek düşüncesindeyseniz ben ölmeden önce değer verin de bende göreyim hiç olmazsa fikrindeyim. Değerli bir kişinin öldükten sonra anıt mezara alınması, türbeler yapılması, hakkında projeler yapılması ve benzeri pek çok uygulamalar tuhafıma gitmiştir. Yaşarken hayatı burnundan gelen o insanlar acaba bu gün günümüzde, aramızda yaşayan güzel insanlara destek olmamıza örnek olmamalı mıdır? Merak edilmesi, üzerinde durulması gereken bir konudur bence: Pir Sultan Abdalı hatırlarım şehrin meydanında yürütülür, elleri zincirlidir, kıyafeti perişandır ve üstüne üstelik halk tarafından taşlanmaktadır. Ölüme gider. Şimdilerde ise Onun adına kurumlar, tiyatro sahneleri, kitaplar ve daha binlerce anıtlar. Birde Yunus gerçeği oldukça etkileyicidir. Yaşadığı zamanda tanınmayan Yunus ve Onun şiirlerinin nasıl olupta yüz yıllar sonra yeşerdiği çok ilgimi çekmiştir. Onun değerini şimdi herkes biliyor fakat benim sorum şudur: zamanın hükümetleri “Yunus’un zındık şiirlerini okuyanın katli vaciptir.” diye fetvalar vermemiş midir? Önsöz olarak yazdığım bu metinde sorular sormaktan çok şiirlerime açıklık getirmem gerekirdi. Önsözün amacı budur. Fakat alışkanlık işte soru sormadan duramıyorum. Sizde kusuruma bakmayın lütfen. “Hanedan” şiirim en çok olumsuz eleştiri aldığım şiirlerimden bir tanesidir. Daha anlayışlı ve geçmişte yaşamış insanlara karşı daha saygılı olmam istendi. Yazdığımın bir tür saygısızlık olduğu, onların yaşantıları ve şartları ile alay ettiğim düşünüldü. Oysa ortaya koymaya çalıştığım, ne kadar uzun saltanat sürerse sürsün ki, saltanat kesinlikle ve kesinlikle İslam kanunlarının tasvip etmeyip, karşı durulmasını istediği bir kurumdur.- sonunda hesaba çekileceksin. Bende seni hesaba çekiyor ve bu gün, aradan yüzlerce yıl geçmesine rağmen halkımın bana verdiği yetki ile sorguluyorum. Saltanat sevdasının özellikle toplumumuzda açtığı yaralar maalesef bu gün bile kapanabilmiş değildir. Özellikle Safevi Hanedanına, kılkuyruk tanımlamasını yapmış olmam yakın, tanıdık bazı çevrelerde eleştirildi. Saygı duyuyor ve eleştirilerini tüm içtenliğimle karşılıyorum fakat bu tanımlamadan da vazgeçmiyorum. Tarihin belgelerine dikkatli bakıldığında Osmanoğulları ile Safevi Hanedanı’nın aralarında tek uzlaştıkları konu:”Türkmen belasının def’i” olmuştur. Bu kavgalarda da yüz binlerce Türkmen hayatını kaybetmiştir. Günümüzde ele alınması gereken tarihi gerçeklerden bir tanesi de bu konudur. Onun için diyorum ki: ne olursan ol kendin ol, başkasının kayığını bir zamana kadar çekersin ama adam sonunda kayığını isteyecektir. Hanedanlar konusunda ilginç olan ve şiirimde de değindiğim İngiliz hanedanının en parlak isimlerinden Victoria’dır. TebDer 12
  13. 13. Zül fi kâr Karşılaştırıldığı zaman doğulu veya batılı hanedanlar arasında fazla fark olmadığı, entrikalarından, halk cinayetlerine kadar ortaklaştıkları görülmektedir. Hele günümüzde saltanat isteyenlerin olduğu göz önüne alınırsa açık ve net konuşmak her zaman en sağlıklı yöntemdir. Ayrıca bu şiir daha önceki şiir kitaplarımdan biri olan “Bu mu dünya” isimli şiir kitabımda da yayınlanmıştır. “212 Lösemi” başlıklı şiirimde ise modern çağda insanlığın sürüklendiği sürekli kazanma duygusunun ne gibi kötü sonuçlar doğurabildiği, mikro biyoloji laboratuarlarında üretilen, zararlı olduğu sonradan ortaya çıkan virüs ve bazı kimyasal bileşimlerin felaketlerine değinilmiştir. Daha önce yayınlanmış fakat önemi sürdüğü için tekrar yayınında fayda gördüğüm şiirlerimden bir tanesi de “Savaş” başlıklı şiirimdir. Korkarım bu konu sürekliliğini daha yıllarca devam ettirecektir. Kitaba adını veren “Zül fi kar” şiirimde ise, kılıcın keskinliği ile birlikte Zülfikar’ın daha da keskin ve kendine has eşi benzeri olmayan bir kılıç olduğu vurgulanmıştır. Kelimeden yola çıkarak aslında kılıcın kendisinde bile çift yorum olduğu, bununda onun belli başlı özelliklerinin biri olmasının yanı sıra günümüze ve değerlerimize ışık tutarak, semah felsefesine ulaşılmaya çalışılmıştır. Hıristiyan dünyada belki de en çok bilinmesine rağmen hiç uyulmayan bir söz varsa oda İsa peygamberin “Kılıç çekenin sonu kılıçladır.” sözüdür. Şiirin sonunu bu sözle bağlamamın amacı günümüzden geçmişe baktığımız ve yorumlamaya çalıştığımızda daha kesin doğrular bulmanın kolay olduğu vurgulanmıştır. “Kalemim” şiirimde ise sahip çıkma duygusunun zararlı yönleri ile beklentilerin boşa çıkmasının nedenleri üzerinde durulmuştur. “Asaf” isimli şiirim bu kitapta tekrar yayınlama gereği duyduğum şiirlerden bir tanesidir. Geçmişe, yaşayarak gitmenin kolay ve kazançlı yönlerini su yüzüne çıkarmaya çalıştığım bu şiirimde sanatsal bir dokunuşu canlandırmak istedim. Kendisini şiirle birlikte, Süleyman’ın sarayında bulan okurlarımdan genellikle olumlu eleştiriler aldım. Bütün olup bitenlerin bu şekilde olduğunu iddia edemem fakat yazdığım o anki hislerimin kesinlikle eksiksiz ve eklentisiz bu şekilde olduğunu söyleyebilirim. Düşünsenize binlerce yıl öncesinin bir olayının içindesiniz ve olup bitenleri kendi cisminizle, gözünüzle görerek bu güne taşıyorsunuz. Söylemek istediğimde büyü ile hakikatin aralarında ne gibi derin uçurumların olduğunu yaşatarak ortaya koymaktı. Bunda başarılı olduğumu düşünüyorum. Şiirin tekrar tekrar okunmasında fayda görüyorum. Mümkünse bu hislerinizi bir şekilde başkalarıyla da paylaşın. Kim bilir, farklı şeyler görürsünüz ve gördükleriniz günümüze çok daha farklı sanatsal açılımlar kazandırabilir. TebDer 13
  14. 14. Zül fi kâr “Arı Gibi” şiirimde ise arıların doğal yaşamla olan bağı ve bilim adamlarına nasıl ilham verdikleri ile insana kıyasla güçsüz ve zayıf olan arının bile kendi yaşam ortamında ne tür çabalarının olduğu, soyu sürdürmek ve üretim için nasıl uğraştığını örnek gösterdim. Doktor Alexis Carrel’in bir cümlesini merkezine aldığım “Hayat Çarpar” şiirimde ise biraz pervasızca ve birazda parmağım gözüne mantığı ile hayatın bazı gerçeklerini birkaç örnek vererek ortaya koymaya çalıştım. Balkan göçmeni, Kürt ve Hıristiyan arkadaşlarımdan bu şiirimle ilgili pek çok olumsuz eleştiri aldım. Anlattıklarımın ilahi adalete uygun olmadığını, tanrının asla böyle bir yol takip etmediğini, haddimi aştığımı söyleyenler oldu. Ben ise, “Ben bir şairim, aklıma ne gelirse, dilime ne gelirse onu söyleyenlerden değilim fakat yaşadığım o an itibariyle gönlüme dolan ne ise onu yazarım. Kendime asla ihanet etmem. Gönlüme dolanları evirip çevirmem. Eğer sizlere uyup eyyamcı bir yol takip etmiş olsaydım, önce kedime haksızlık etmiş olurdum. Eğer yargılayacaksanız ilhamlarımla yargılayın ve kabul etmiyorsanız kabul etmeyin. Hiç kimseye bu kesinlikle doğrudur, benim söylediğimden başka doğruda yoktur demedim, diyemem de.” “Ormana Dönüş” şiirimde ise vahşi, saldırgan, başkalarının emeğiyle geçinmesine rağmen, haksızlıklarında direten ve bir türlü sırttan inmeyi düşünmeyen kan emicileri eleştirdim. Seçtiğim kelimeler alabildiğine saftır. Bunu kesin olarak söyleyebilirim. “Kalıcı Sevgi” şiirim ise benim şahsen en sevdiğim zaman zaman çevirip tekrar okuduğum şiirlerimden bir tanesidir. Hükmün ve adaletin kutsal kavramlar olduğu ve ancak bir aradayken değerli olduklarını işlediğim bu şiirde yaşanmış, olan ve günümüze miras kalan paha biçilemez değerde bir paylaşım ele alınmıştır. En sonda sorulan ve okuyucu tarafından cevaplanması istenen sorunun cevabı herkesin gönlünde var olan bir hikmettir. “Diri Gömülen” başlıklı şiirimde ise yaşanmış fakat bu defa günümüzde yaşanmış bir olay ele alınarak, yine çok değerli olduğuna inandığım bir ölçü ortaya konulmaya çalışılmıştır: kadının yeri. Bu tür şiirlerin kelime uyumları, hece dizilimleri, ritmik akışla birlikte okuyucu üzerinde nasılda etkili bir elektrik akımı yarattığı görülmektedir. Burada açıklığa kavuşturmak istediğim ve önemli bulduğum bir başka tarihi ve günümüzü aydınlatacak, sorunların kökünü bulmamıza yardımcı olacak bir bilgiyi paylaşmak istiyorum. Cahiliyet Dönemi olarak adlandırılan Hazreti Peygamberimizden önceki Arap taassubunun aslında yok olmadığı, bir ağaç gibi kök salmaya ve kendisini başka çehrelerde, yüzeylerde büyütmeye devam ettiği acı gerçeğidir. Günümüzde artık vicdan sahibi her araştırmacı ve inanmışın kabul ettiği fakat bazılarının hala korku ve cehaletle savunmayı sürdükleri sahabeler, hilafet, imamet, liderlik konularıdır. TebDer 14
  15. 15. Zül fi kâr Hazreti Peygamberimizin ömrünün sonlarına doğru yaşanan olaylar ne kadar acı verici ise günümüze etkileri de bir o kadar acı olmuştur. Tanrı buyruğu ile asla oyun oynanmamalıdır. “Haktan başkasına boyun eğmeyin.” Hakikati bütün peygamberlerin ve dolayısıyla dinin kendisidir. Bütün uğraşlar bu uğurdadır. Kendi aralarında toplanarak ve zorbalıkla ki bu kelimeyi olduğu gibi kullanıyorum,- hükümet işlerini ellerine geçirenler daha sonra ilk iş olarak hak sahiplerini baskı altına almaya çalışmış, onları kendi önlerinde bir engel olarak görmüşlerdir. O günlerden sonrada maalesef günümüze kadar bir türlü doğru yol bulunamamış, kan gövdeyi götürmüştür. Şiirlerimde özellikle “Umer” kelimesini kullanarak bahsettiğim kişi herkesin ikinci halife Ömer olarak bildiği kişidir. Bazı temiz yürekleri incitmemek için böyle yol takip ederek kelimenin okunuşunu kullandım. Gerçek ise bu kişinin gerçekten tarihin en büyük zulümlerinden bir dizi zulme önayak olduğudur. Değerli okuyucuların bu gerçek karşısında telaşa kapılıp dinden çıkma korkusuna kapılmalarına gerek yoktur. Baştan beri üzerine gitmemin ve ısrar etmemin nedeni başka türlü bir çözüm bulamadığımdandır. Hakikatler gün ışığı gibi ortadadır. Buradan bir hakaret, sövgü, horlama, dindarların bir kısmı töhmet altına alma gibi bir eğilim doğarsa bu maniplatör, provakatörlerin suçudur. Hak, sahibine teslim edilmedikçe ne Müslümanlık ne de dolayısıyla insanlık güzel günler göremeyecektir. Bunu bir vazife bilirim ve bu gerçeğe göre hareket ederim. “Bogo Direniş Şarkısı” başlıklı şiirim ise, baş kısmı Bogo’luların bir yerel şarkısıdır. Danimarka emperyalizmine karşı direnen okyanusun ortasında küçücük bir adacık olan Bogo halkının gerçek ve etkileyici direnişleri dile getirilmiştir. Daha sonra ise yöremizde bulunan Essah Mezarlığı ilham alınarak şiirin akışına devam edilmiştir. Bilindiği üzere bu mezarlık Celali İsyanlarında katledilen liderlere ait en büyük mezarlıktır. Orada da kırmızı taşlarla yerleri belirlenmiş, üstü açık yani korunaksız büyükçe bir toprak yığını bulunmaktadır. Tarihin yine kanlı bu sayfası okuyan herkesi duygulandırır. Varlıklarını korumak amacındaki Türkmen aşiretlerinin direnişi kanlı bir şekilde bastırılmasına rağmen, o günlerden sonra zorba saltanat rejimlerine başkaldıran herkesin ortak adı “Celali” olmuştur. Medrese öğrencilerinden, maaşını alamayan memurlara kadar hak arayan herkes Celali bayrağını kaldırmış ve yüz elli yıllık bilfiil ciddi direnişler sonucunda Osmanlı idaresine son verilmiştir. Günümüzde bile Mısır, Tunus, Yemen ve benzeri yerlerdeki halk hareketlenmelerinin hatta Avrupa, Amerika, Rusya gibi batı ülkelerindeki yürüyüş ve direnişlerde etkisini sürdürmektedir. Bu kanıya nasıl vardığımızı soranlara cevabımız bizzat Mısır direnişini örgütleyenlerin verdikleri isimdir. Kendilerine “hareketinizi ne olarak adlandırıyorsunuz?” denildiğinde “Güzellik ve güzele doğru” şeklinde cevap vermişlerdir. Bu tanımlamanın Anadolu’daki karşılığı tam anlamıyla “Celali”dir. Şiirin sonundaki özlem ve dilek tüm insanlığın özlemidir. TebDer 15
  16. 16. Zül fi kâr “O Geçti Sen Solladın” isimli şiirim de “Bogo Direniş Şarkısı” gibi ilk şiir kitabım olan “Şiirle Semah” kitabımdan alınmış, yinelenmiş şiirler dizisindendir. Diğerlerine kıyasla uzun sayılabilecek bir şiir olan bu şiir, deneme olara nitelense de şiir sanatın incelikleri kullanılarak gerçekçi - varoluşçu yeni akımda olduğu gibi bilinen gerçekleri sıralı, anlaşılır bir düzen içinde okuyucuya sunmaktadır. En başta din adına ortaya konulan çok ciddi yanlışlıklar, sahte inanışların zararlı sonuçları ile kimlerin sahtekârlık yolunu tercih ettikleri ve sebepleri ele alınmıştır. Tarihin diplerinden çekilip alınan ipuçları günümüze taşınarak bağlantılar kurulmaya çalışılmıştır. Genel olarak okuyucuyu serbest bırakan ve her türlü değerlendirmeleri okuyucudan bekleyen tarzın akside bu şiirde önemli bulunan sonuçlara varılmıştır. Karanlık kavramı derinlemesine incelenmiş, halk önderlerinin bilerek yaptıkları yanlışlıklar ortaya serilmiştir. Beğenilerek okunan şiirlerden bir tanesidir. Sıkıcı gelmez ve ortalara doğru sarsmaya başlar, sonuçta ise pes ettirir. Kazanma dürtüsü gütmeyen bu şiirde sonuç algı biçimlerine göre farklılıklar gösterse de ortak paydalar oldukça çoktur. Cesurlara çağrı niteliğindeki şiirde farklı olarak Kuran’dan bir ayet alınmış ve örgü bu temel ile yayılmaya çalışılmıştır. Konu bütünlüğü ve söz hâkimiyeti bakımından örnek şiirlerden bir tanesidir. “Bundan Sonra” şiirimde ise buraya kadar anlatılanlardan yola çıkarak ilerde neler olabileceğine dair ipuçları verilmekte, feryat ve sızlanmaların sebepleri ortaya konulmaya çalışılmaktadır. Herkesin aslında kendi programlarını kolaylıkla yapabileceği, yapması gerektiği programlı yaşamın anlamlı olduğu vurgulanmıştır. İkaz olması bakımından kılıç ve ateş kelimelerine yoğunlaşılmıştır. “Bizden Evrensele” başlıklı şiirimde ise farklı olarak evrensel kavramların kendi aralarında ayrımdan çok birliğe işaret ettiği, ayrımların bilinçsizlikten kaynaklandığı, ortak değerler etrafında toplanarak hareket etmenin daha faydalı ve akıllıca olacağı bağnazlığın nasıl bir baş belası olduğu, akan kanın tüm insanlığın kanı olduğu, bütün acıların anlamsızlaştığı ve “lütfen” aklımızı başımıza almamız gerektiği işlenmiştir. Nefese ithaf edilen “Sofunun Hatası” şiirimde hala yaşanan, tarikat ve dolayısıyla din adına yapılan bariz hatalar alabildiğine saf ve anlaşılır biçimde göz önüne serilmeye çalışılmıştır. “Dertli Hastalık” şiirimde ise, bir suçludan yola çıkarak kutsal dini duyguların, kötüye kullanılması halinde insanı zamanla ne kadar yırtıcı ve vahşi bir hale sokabileceği gerçeğini anlatmaya çalıştım. Bilge ve bilginlerin sürekli üzerinde durdukları “inat, cehalet ve zorbalık insanlığın baş belasıdır.” cümlesini irdeleyerek sonuçta, cesaretle sorunların üzerine gitmemiz gerektiğini, aksi halde süre gelen hataların süre gideceğini ve sıkıntıların katlanarak TebDer 16
  17. 17. Zül fi kâr büyüyeceğini, çocuklarımıza böyle bir miras bırakmak istemediğimizi açıklamaya çalıştım. Birçok makaleye örnek olan “İnkılâp ve Güneş” şiirimde ise devrim kavramını irdelemeye çalıştım. Zulüm ve zulme karşı duruşun nasıl olması gerektiği, insanlık adına işlenen cinayetleri, gerçek devrimin sürekli olduğunu, devrimin yıkım ve anarşi olmadığını, insanın fıtratında var olan hürriyet duygusu ile beslenen devrimin diğer insanlara zarar veremeyeceğini, devrimcinin fedakârlıklarını anlattım. “Peşimde Üç Genç” şiirimde ise yaşadığım ve şahit olduğum bazı yaşam kesitlerini peş peşe ekleyerek sonuca varmaya çalıştım. Yaşamın değeri ile travmaların topluma etkilerini irdeledim. Dehşet bölgelerinde yaşamın nasıl şekillenip geliştiğini okuyucuya vermeye çalıştım. Kendi hayatımdan kısa bir kesiti sunduğum şiir diğerlerinden ayrı değerlendirilmesi gereken birkaç şiirden bir tanesidir. “Sekizinci İmparatorluk” şiirimde ise, kendi açık yürekliliğimle, önyargısız bir biçimde; kapı kapı dolaşıp inançlarını anlatan Yahova Şahitleri ile geçen konuşmalarımızdan kalan anılar ve değerlendirmeler bütünüdür. Mardin’den gelen bir hanım ve Kars’tan gelen yaşlı bir amcanın kendi yeni inanç sistemlerini anlatmaya çalışırken dinleme yeteneklerinin ne denli geliştiğini görünce epey şeyler öğrenmiştim. Daha sonra konusunda ileri aşamalara geçen bir başka Türkçe bilen kişi daha sohbetlerimize katıldı. Bu konuşmalar üç hafta kadar devam etti. En son takıldığımız nokta akıl konusuydu. Akla inanmadıklarını, aklın bir karanlık olduğunu bu karanlığın uzay boşluğu kadar karanlık ve boş olduğunu söylediklerinde artık konuşmaların sonu gelmeye başlamıştı. Sekizinci imparatorluk düşünceleri doğrusu hoşuma gitti. İmparatorluktan pay almak gibi bir niyetim olmadı ama adaletin hâkim olacağına olan inançları beni sevindirdi. Amaçlarına bütün dünyaya incili yayarak ve diğer küçük kitapçıkları da ekleyerek ulaşabilecekleri, bütün enerjilerini bu yönteme harcadıklarını görmek, bir uğraşıdan öte kullanılmaya açık, bir ucu ticarete, diğer ucu siyasete dayanan çabalar olarak kaldı bende. “Feryat” şiirimde ise sütten yola çıkarak türevlerinin nasıl oluştuğu ile insanlık hareketliliğinin en geniş anlamıyla sonuçta tufana veya cennete gebe olduğunu vurgulamaya çalıştım. Kendimi alabildiğine saf bir şekilde ortaya koymamın nedeni ise, bireyin ve benliğin bu aşamada öneminin olmadığı önemli olanın toplumsal bilinç geliştirmek olduğunu vurgulamaya çalıştım. Benlik konusunda yanlış anlaşılmaya yol açmamak için tekrar etmeliyim. Bireyin gelişmesine inancımı sürdürüyorum. Toplumdan önce bireyin hakları ve gelişimi önceliğimdir. Bireyin bağımsızlık duygusu ile zincirlerinden kurtulması toplumun kurtuluşu anlamına gelir tabii ki alabildiğine genişlediği zaman. TebDer 17
  18. 18. Zül fi kâr Üzerinde fazla durmak istemedim fakat değinmeden geçemeyeceğim. “Suç Mahalli” başlıklı şiirim vahşete ithaf edilmiştir. Dertli Hastalıkla birlikte değerlendirilirse yine dönüp dolaşıp dinin kötüye kullanımının acı sonuçları ile karşılaşırız. “Tanrının İzi” şiirimde ise “Hikmet Damlaları” isimli şiir kitabımda uzun uzadıya irdelemeye çalıştığım “tanrıyı tanrının eserlerinde görmek” esasına kısa birkaç örnekle yeniden değinmeye çalıştım. “Trenle Dünya Turu” ise farklı bir şekil alıp, tatile çıktığım şiirlerimden bir tanesidir. Bunu kendim için yazdığımı söyleyebilirim. Öyle bir hayal kurmayı istemiş ve yanıma da hiç tanımadığım ama şartlarıma uyum sağlayabileceğini umduğum birisini davet ettim. Umarım bu dünya turu gerçekleşebilir ve kendimce, kendime bir hediye vermiş olurum. Diğer şiirler kendi aralarında öncekilerle paralellik gösteren fakat yine bilinen tarzın dışına çıkmayan, bazen özel bir duygunun dışa vurumu, bazen güncel her hangi bir olayın yorumlanışı, okuyucuya farklı tatları tattırabilmek arzusunda fakat önemlisi bilgiye değer veren yazılar şeklinde devam etmektedir. Bilgeliğin bütün sıfatlardan daha üstün olduğuna inanan, bu yolda kazanım edinmenin daha karlı olacağını aşılanmaya çalışılır. İddia sahibi değildir. Okuma yazmayı yeni öğrenen veya şiir konusunda uzman olmuş bir akademisyende bir anlık duygu esintisi yaratabildiysem mutlu olurum. Türkçemize olan inancım hiçbir zaman bu günkü kadar güçlü değildir. Batı dillerinde var olan benzetmelerle boğulmuş, neredeyse bütün kelimeleri yazıldıklarından farklı anlamlara gelen anlatım tarzları hiçbir zaman ilgimi çekmemiştir. Zorlama ve dillerinin yetersizliğinden kaynaklanan bu yöntemlerini kullanmayı hiçbir zaman istemedim. Türkçemizi iyi bilen birileri açık ve net kelimelerle, başı sonu belli cümleler kurarsalar eminim ki şiir türüne sadelikle katkı sunmuş olacaklardır. Dilimizin derinliği, kelime hazinesi ve bünyesinde zaten var olan ritmik ses uyumu şiirseldir. Önemli olan aynı konuları tekrar ele alıp okuyucuyu sıkmamak, aynı kelimeleri sürekli kullanarak dile haksızlık etmemek ve şiirin içine mutlaka birkaç damlada olsa hikmet ekleyebilmektir. İçten gelen sevgi ve saygılarımla Erkan Yazargan 23.02.2012 TOKAT TebDer 18
  19. 19. Zül fi kâr BİRLİK “Cetvelin üzerindekilere” Eskiden sendim çocuk Senden önce yaşadım, şimdi yaşadıklarını. İçi acı dolu birini sevemezsin. Sevemedin doğrusu, haklısın. Anandan doğup, babandan oldum İkisinin dışındakilerin önemi yok artık değil mi? TebDer 19
  20. 20. Zül fi kâr Arkadaşların arkadaşlarımdı Birlikte oynadım. Bala bakan göz sarı, balığı tutan el eldir. Acıyı çeken yürektir. Ümidim beyaza, sıcağa, aydınlığa Hayal kırıklıklarım sevdiklerimizden, ümitlendiklerimizdendir. Senin Senden öncekilerin Olduklarımızın, hepimizin Bizim doğrusu. İçlerimiz acı dolu. 19.01.2012 TOKAT İÇİN İÇİN “Yavrucağıma” Her gün karşımda duran, dinleyen sen Anlayamadım. Derdim, işim -gücüm bir şeyler öğretmekti. Seni de, dinleyip anlayanlardan Öğrenmeyi ve öğretmenini sevenlerden Ayırt etmedim, sevgili öğrencim! Meğer içinde ne fırtınalar, yangınlar Çağlayanlar, ateşler iç içe Anlayamadım. Göz göze gelip o an Gözaltındaki yaşı ve karayı görünce Takıldın zihnime ayrıca Açıktım oysa kendimce, tüm kapılarımla TebDer 20
  21. 21. Zül fi kâr Sıkça tekrar ederdim: “Başka sorunuz var mı?” Söyleyemezdin haliyle O kadar insan içinde – arkadaşlarının arasında Ama söz artık. Hiç olmazsa Daha dikkatli bakacağım Soruları ve sorunlarını çözmeye çalışacağım. Başkalarının anlamı kalmadı artık Yavrucağım. 18.01.2012 TOKAT “Kayıp Kitap kitabından” DUA “Tanrıya” Bağışlanmak için birleştirip elleri Gönül, beyin, alnın ortasından Göbek altı sızlayan, zorlanan TebDer 21
  22. 22. Zül fi kâr Ümitlerdir yaşatan. Yüreğimize birlik ama tamamımızın Elimize sevgi, zihnimize açıklık Aydınlık her yer ama her yere Barışa güç, savaşa karşı ve silaha karşı Kötüye zincir, iyi eden Yolsuza yol, pirsize pir ve Sensize sen 17.01.2012 TOKAT “Gülümsemeler kitabından” TAHTA MERDİVEN “Bütünleştiricilere” Tahta merdiven Dayanışma derneği en üst kat, Cami bodrumda, Seks kolik kadının dairesi orta katlarda bir yerdedir. Çocukların üzerinden koşarak çıktığı Korkuluklarına el sürerek Bahardan bahara cilalanan merdiven Birleştirir tüm katları Üzerinden kimler geçer TebDer 22
  23. 23. Zül fi kâr Haliyle kat malikleri Ve Misafirler. Ormanından kesilip Marangozunda biçildikten sonra Usta tarafından ve kalfalarınca Getirilip, çakıldılar oraya. Merdivenliği katlarındandır Tahtalığı tabiatından Tahta merdiven olması ise Benim koduğum adındandır. Üstüne basıp geçenleri boş ver! 22.01.2012 TOKAT SADE “Organik yaşama” Sade kahve, şekersiz Sütsüz ve katışıksızdır. Yaşam lükssüzdür. Olduğundan değil, yokluktandır Nohuda bağlı akşam konuşmaları. Canlı müzik, her evde o zamanlar Gelinler bilmezse, nineler mutlaka Ud çalmasını bilir. İnsan yığını değil, kültürlü insanlar Televizyonun, sinemanın olmadığı o günler Akşam sohbetleri Büyükler dinlenir, dinlemek öğrenilir önce İzin almadan dışarı çıkılamaz Vaktinden geç gelinemez, sade günler Saç boyamalardan önce Eski elbiseleri söküp yeniden dikilen, Ucuzluk pazarlarında yirmisi on lira çorap şimdi. Annenin eli her düğümüne değmemiş Geceler boyu. Boynu kilim motifli Dört şiş, beş şiş. Maharet işi Mahallenin her anasından emmek Kardeş olmak, herkesle maharettir. Kavgalar, kurtarılmış bölgeler, girilmez TebDer 23
  24. 24. Zül fi kâr Sokaklar olmadan. O partililerin giremediği kahvehaneler Kapısına ilan: “onlar ve bunlar giremez” Tarafsız olamaz mısın, herkesi tutamaz mısın? Çocukluk arkadaşım evcilikten, yakar toptan Arkadaş kurşunu peki tarafsız? Çapı belli sade Sade demir, sade barut Ölüm Kalım Varım sade. 20.01.2012 TOKAT “Sade Yazılar kitabından” Ş’DEN GİDİŞ “Ş harfine” Ş’den gidelim bu defa Hovardanın arkalardan seslendiği Uyarması dikkat levhasının yolcuyu Yol kenarlarına fırlatılmış şişeler Üflenerek sıcak cama ve boyanan üstüne Noktası olmayınca yılanı andıran. TebDer 24
  25. 25. Zül fi kâr Ş çiçeği: Kokusu Şevval’i hatırlatan Karadeniz türküleri, yarıda kalan önce Şeksiz – şüphesiz kendini gösteriveren Şey demesi başkasının. Tek şey Adını vermeyi bile kıskanan sevdiğinin Bir tutam saç saklanan Heyecanlandıran her zaman, çıplaklık İlk görmesi, değmesi, el sürmesi, ellemesi Kulağın yörelerinden geçip gitmesi Sona yaklaşmak Z’ye doğru T’den önce Şıkır şıkır tekerlemeler Zirveye doğru kalan bir adım daha. 16.01.2012 TOKAT ŞAM’DA YANMIŞ DUVAR “Yazıya” Dikkatsiz ev sahibi açık unutmadı doğal gazı Elektrik bağlantılarının tamamıda sağlamdı. Tam karşısından duvarın Tek bir tank mermisi önce yıktı, sonra yaktı Şehrin, insanların, sivil insanların Olduğu o yerde Bir evden bir duvar Simsiyah, petrol rengi şimdi Bağdat’ta yıkılmış çarşı Sabahın kaçı Araç Önce yanaşmış duvara Sonra güçlü bir patlama İşsizlerin, iş kuyruğunda yakalandığı On altısının öldüğü, parçalandığı Diyarbakır’da basılan ev Sabah olmadan. TebDer 25
  26. 26. Zül fi kâr Karakış, dağda, mağarada Ele geçen dört genç Teslim olmaları istenen Tahran’da uykusundan yeni uyanan Aile babası, ailesinin rızkı için. Yüzünü yıkayıp, dişini fırçalayan Tokat’ta ben, elinde kalem Sol eli defterde, kaymasın diye Kamburunu çıkarıp yazdı yine. 21.01.2012 TOKAT “Gülümsemeler kitabından” BUNDAN “Eleştirilere” Neden bu kadar pervasız Bu kadar keskin Yırtıcı, sert ve imkânsızım? Zülfikar Başka türlü yollar bulsaydım TebDer 26
  27. 27. Zül fi kâr Anne şefkati gibi Öğretmen sabrı, doktor şifası gibi Neden be kardeşim? Anlamıyor adam da ondan Başka türlü konuşmalar, yazmalar Ararsan kütüphaneler; Sevgi yolu, aşk yolu Letafet - incelik doludur. Anlamıyor kardeşim Hepsi bundan. 13.01.2012 TOKAT “Kayıp Kitap” kitabından KIYMET “Tarihin zalimine” Ederi budur. Kov gitsin! Boğ gitsin! Tatlı değil, acı ve ıstırap vaat ediyor Kıymeti yok. Değer mi? Seksen yıllık hayatın ancak on yılı dolu Gerisi uyku, çocukluk, hastalık Değer mi on yıla! Hayatını yaşa nasıl istersen Bırak konuşmaları, niyazları, kandırmaları Zorlamaları, dayatmaları Kurtaracaksa, kaldıysa kurtulacak Yeni bir esarete kıymet Kıymetli kardeşim! Kardeşimin kürkü, yüzüğü, küpesi Kraliyet hazineleri Fakir halkın patatesi, tavuğu, yumurtası Öküzü bir de el konulan Dediği olacak, ispatı kendisinin Haklılığını ortaya çıkaracak. Blöf Kaybetti Uzun bağırmalar kuyulara Derdini ciğerinden dökmeler Vacip olmaktan çıkardım. Olmasaydı TebDer 27
  28. 28. Zül fi kâr Hesabı görmeyeceğim Kim yarattıysa, yaptıysa O görsün Dert benim derdim değil Bana ne Ne hali varsa görsünler, görmezler Görüp anlamazlar, anlamazdan gelenler Ne Halleri Varsa Görsünler Dürdüm defterlerini İnanmazsan bak çevrene! 04.01.2012 TOKAT PEŞİN ÖDEME “Borçlara” TebDer 28
  29. 29. Zül fi kâr Nakit ödedim. Peşin Kimseye tek kuruş yok, borcum Ödedim bedellerin hepsini Ölünceye kadar bana yeter Gerisini boş ver Minnet eder miyim bundan sonra Eyvallahım olur mu? Pes eder miyim? Bırakır mıyım? Asla. Zannetmem İsteyecek yüzü varsa istesin Peşin ödedim. 04.01.2012 TOKAT İTFAİYE “Nükleer bilimciye” Söndür söndürebilirsen, mahirsen Eğitimliysen. Ateşten Korkmuyorsan yangından, ölümden İtfaiye binası Belediyenin, diyanetin arkası Önünde kırmızı kamyonlar, su dolu Birde kayarak inilen borular Yanmaz üniforma Talimatnameler, dünden kalan yarına Bir çocuğun bilmeyerek tutuşturması Kibritle oynamalar. TebDer 29
  30. 30. Zül fi kâr Yangın var Savaş çığlıkları ve önceden imzalanmış Yaparsan Belgeleri. Yak! Ben söndürürüm Yolumu bulurum Güvenliksiz, sokak ortası “Peykan canı it canı” Manyetik C4, hem de kumandalı Daldan toplanan araç parçaları Koruyamayan, saklayamayan İtfaiye! Söndür Yangını! 10.01.2012 TOKAT SEN MİSİN “Ümidime” Bir umut, bir ışık Gel yavrum! O sen misin? Mirasımı bırakacağım TebDer 30
  31. 31. Zül fi kâr Bildiklerimi söyleyivereceğim Emanetlerimi vereceğim Senden sonrakilere. Sen misin? Bence o kadar değerli Ömrümü verdiğim Bana da verilen Senin gibi Benden öncekilerden Ta öncelerden Oldukça önceden Gelen. 26.11.2011 TOKAT AH “Zamanında olması gerekene” Bir demet papatya Yeşil gövde, beyaz yaprak, sarı ten Ne tuhaf, kokusunu hatırlamak İtina ister, suya konulmalı Koparılmışsa topraktan Taç olmuşsa başa veya Keşke hep zamanında olsaydı, kaybetmeden Ah nenem. Hocam, pirim, üstadım, öğretmenim Keşke zamanında, o zaman Bilseydim kıymetini Acılarını hiç olmazsa paylaşsaydım Anladım, anlıyorum, seviyorum deseydim Yardım etseydim. Dişimle, tırnağımla Nedendir ölünce kıymete biner insan Neden bu kadar acımasız, anlayışsızdır dünya! TebDer 31
  32. 32. Zül fi kâr Yamalı çarık. Ah! Yamalı fistan Ölmeden, yok olmadan Bağra basılamaz mı? Acıların en büyüğü aslında Susuz bırakmak Açlığa terk etmek Öyle meşgul, habersiz, gamsız Keşke zamanında olsaydı her şey. Öldüm artık. Artık hiçbir şeyin Kıymeti yok benim için. 27.11.2011 TOKAT HANEDAN “Kılkuyruğa” Elizabet, bilmem kaçıncı Birincisi olsun o zaman, birinci değilken Victoria, Victoria iken Hanedanlara kızlar, oğullar doğurmamışken Nil’in kaynağı değilken daha Genç, güzel ve hırslı. Tahmasb, on yaşından önce Babası da sağken henüz Ve tam elli dört yıl Otururken koltuğa Kırılamaz bir rekor Fars vezir, aklına girer TebDer 32
  33. 33. Zül fi kâr Unutur kendini Tahmasb Riyaset sevdası yani liderlik Emir yağdırmalar sağa, sola Osman oğullarıyla anlaşma “Türkmen belasına karşı alınacak tedbirler!” Göz açtırmamalı bunlara Dizginlenmeli Dizginlenilemezlerse Araya alıp tam anlamıyla Güzelce bir tepelenmeli 25.11.2011 TOKAT “Bu mu Dünya kitabından” 212 LÖSEMİ “Yıldız kaymasına” Bence, kayan yıldız. Dilek tut Yıldızca kendi yörüngesince Yörüngece, yolunca gitmek Adım atmaktan öte Basmadan bir yerlere Fırlamak değil, zaten olan Dönüp dolanan Bir damla his. Irgalayan. Sarsan Kaymış yerleri yerine getirmek Tutturmak veya kırılan kemikleri İki yüz on iki İlik, lenf – akkan Laboratuarda üretilen lösemi. Tarzım değil. Tutturamam Açıklık benim yolum Zorlamayın! Gereksizdir bence kendini ispat TebDer 33
  34. 34. Zül fi kâr Loca kararları değil, denge değil İki ayağında birer duba Dubalarsa birbirine bağlı Çelik gövde durur Kürek değil, motor yüzdürür Bulan kim pervaneyi Rüzgârgülü ne güzel Papatya toplayan kırdan, çocuklar Kraliçe tacı birde sarı, yeşilli Entarisi havalanan dönünce Değiştirmek olup biteni 25.11.2011 TOKAT “Sanata İzin kitabından” TebDer 34
  35. 35. Zül fi kâr SAVAŞ Saçları tutuştu önce Ne kadar çırpındıysa da söndüremedi Küçücüktü elleri Anlayamadı Ne yapacağını bilemedi Telaşlandı Kız çocuğu yine, kadın veya adam İnsan İlk kez başına geliyordu Böyle bir şey Evi yıkıldı. Oyuncakları bozuldu Toz duman oldu ortalık Gözüne duman doldu Çığırdı. Bağırdı. Yandı Babası gördü sonra Ezilen annesini Parçalanmıştı bedeni Masanın üstünde çiçek Kırılmıştı. Kardeşi çıktı dışarı Baktı Her yer. Yerle bir olmuştu Koynuna sakladığı bebeğiyle ölen anne Organları ortalığa dağılan bir başkası Uçuşun ruhlar uçuşun! Durdursanıza insanlar Ölmeden önce Yatın sokaklarına, parklarına, meydanlarına şehrin Kırmızılar sürün yüzünüze, elbisenize Protesto edin. Ölmeden Pankartlarınız olsun “Savaş Cinayettir.” “Cani! Nasıl öldürdün beni?” TebDer 35
  36. 36. Zül fi kâr Gözün doydu mu? Kokmuş kokona karına Elmas kakmalı yüzükler, mücevherler Metresine yeni döşenmiş odalar Açmak için veya Koltuğunda kalmak için sonsuza değin Boyun eğdiğin alçağa Yaranmak için Oldu mu? Kovmuştuk şeytanı gelmemecesine Çağırdınız geri 17.11.2011 TOKAT “Bu mu Dünya kitabından” ZÜL Fİ KAR “İşe” Zülfikar Keskin kılıç Zül çift Zülfi değil zülfü Kâr, iş – güç Fikar farklı figardan Zülfe gelince bir tutam Bileğe bak sen Hatta bileğin sahibine TebDer 36
  37. 37. Zül fi kâr Sahibinde içine Bak bakabilirsen Kuş ol, rüzgâr ol Adam olamazsan Hava ol Bul onu ve bak Gözünden içeri derinlere Kılıcı tutan el Çeken kılıcı yine kılıçla Kızma İsa’ya Zaman bu, olan bu Önceden dedi diye 17.10.2011 TOKAT KALEMİM “Bekleyene” TebDer 37
  38. 38. Zül fi kâr “Benim Mehdim Benim Canım” diyen adam Babasının malı veya Gömleğim, kalemim, defterim gibi Fark etmez sevgilisi gibi. Methiyeler düzüp Söylüyor ha söylüyor Benim, benim, benim Kimsenin değil Sadece benim Daha çok beklersin 06.10.2011 TOKAT ASAF “Farka” O gün, bende oradaydım Süleyman’ın sarayında Karışmıştım kalabalığa TebDer 38
  39. 39. Zül fi kâr İzliyordum olup bitenleri Bilemezdim ki Bu kadar meşhur olacağını Büyücüler, tılsımcılar, kâhinler Vardı o zamanlarda Sopadan yılan yapan Soğan kabuğu dumanından Güvercin, beyaz güvercin uçuran Karman çormandı her şey Konuşmalar anlaşılmaz İstekler bilinmez İşaretleydi her şey Açlığı gidermek tek dertti Bir de susuzluk Asaf, kısa boylu adam Sarı işlemeli atkısı sırtından Önüne doğru uzanan Etekleri yerde, başında yine sarıdan Bir tuhaf başlık taşıyan Güler yüzlü adam Sizde duydunuz, biliyorsunuz Belkıs’ın Tahtı’nı Göz açıp kapayıncaya kadar Getiririm, getirebilirim diyen Ve getiren Karman çormandı Yeleğinin içinde sakladığı Beyaz güvercini Soğan kabuklarını yaktıktan sonra Kimseye söylemeden Çıkarıveren ve salıveren Hokkabaz sandılar Onu Yılan zaten kile bulanmış, kurumuş toprak Kaskatı. Sopa gibi! Hızla yere çarpılınca kırılırdı kil Yılan başlardı yine sürünmeye Oysa Asaf TebDer 39
  40. 40. Zül fi kâr Hokkabaz değildi Gizli odalarında tılsımlar bulan Yeni göz boyamalar Bağlamalar uyduran. Belkıs bile şaşa kaldı önce Kraliçeliğine yediremedi de “Tıpkısının aynısı Aynı benim tahtım gibi Sadece üzerindeki Minderler farklı” O gün bende oradaydım Kalabalığın arasındaydım Gördüm, olup bitenleri Duydum tüm konuşulanları Hemen kapının sağında duran bendim Hatta sunulan şaraptan da içtim. Asaf’ın Kitabı Kuzeninden miras kalan Kapağında taht olan Deri kaplanmış, kalın kitap Kapağı açılınca Bilmediğim işaretlerle dolu Ama anladığım Zihnimde, beynimde benimle konuşan 22.09.2011 TOKAT TebDer 40
  41. 41. Zül fi kâr ARI GİBİ “Havada yüzmeye” Camda gezen arı Göstermek için kendini Kanatlarını Çok hızlı Çırpıp çıkarınca o vızıltıyı İğnesini hatırlatır tadana “Yaklaşma bana Çalma balımı Bozma yuvamı Düzenimi sarsma” Küçücükte olsa Bir vuruşluk canı hatta Söyler söyleyeceğini Yapar yapacağını Yakından baktın mı arının gözüne? TebDer 41
  42. 42. Zül fi kâr Bizimki gibi değil Kanatları kol yerine gelse Ayakları yine ayak Antenleri de kulak Peki iğnesi! Uyuşturan zehri Balı Kolonileri Tüplerin içinde yavruları Larvaları Sinek, kuş ve uçak Uzay gemisi neden gemi 24.08.2011 TOKAT HAYAT ÇARPAR “Miras Kalan Zulme” Doktor Alexis Carrel derki: "Hayat, çoğu zaman suçluyu elinden kaçırır Fakat suçlunun çocuklarını çarpar." Filozof Carrel ahlakçı ve modernizme karşıdır Bu sözü hakkında ciltler dolusu yazılabilir. Nasıl bir mirastır çocuğu çarpan? Adalete aykırı değil mi bu? Dünün devşirmelerinin çocukları Aynı dün gibi Bosna’da, örneğin Kuyulara dolduruluyorsa iki yüz elli bin. Kuşatan Kürt aşiretlerinin çocukları da Bu gün köylerinde, yok ediliyorsa. Kışkırtan Ermeni papazların çocukları TebDer 42
  43. 43. Zül fi kâr Sürgüne gönderilmişse Bir milyondan çok helak olmuşsa. Küfelilerin çocukları, O günden beri Bu gün hala ve belki sonsuza değin Kara yüzleriyle kalıp, doğrayacaksa birbirini. Arabın bu günkü, hali ve dün, Haçlı Seferlerini yapanların çocukları Yüz milyona yakın katletmişse yine birbirini Kendi elleriyle. İlahi adalet. Zulmedenler demek ki fark etmediler Kendilerinden sonra olacakları. 03.06.2011 TOKAT ORMANA DÖNÜŞ “Vahşet ve Cehalete” Bağıran adam yine ve gürültü yaparak Sınırlarını zorlayarak İlgiyi çekmeye çalışırken üzerine Ne istiyor yine, derdi ne? Bitmez mi bunun istekleri TebDer 43
  44. 44. Zül fi kâr Bağırarak mı alacak istediklerini. Ülkemde hala “Kurtlar Vadisi” diye bir dizi En çok izlenenlerden biri Mafya olmaya özenen genç Hürrem olmaya özenen kız Yani adam öldürmeye, el koymaya Hayret değil mi? Katil olmak istiyorum, insanları öldürüp Bırakmayı öldükleri yere Üzerine benzin döküp yakmayı ve Daha nice tuhaflıkları Örnek alan genç adam Kabadayı edasıyla dolaşan, konuşan Kendini ne sanır acaba? İçine giren nedir, içinden çıkan ne? Kim yazıyor bu senaryoları İzleniyor, para kazandırıyor, reklâm alıyor diye Yılan gözlü, çıyan bakışlı Tetikçiler lazım mı? Bozkurdu milletin başına bela eden Tahta kafalı Türk olmayan Türkçüler TebDer 44
  45. 45. Zül fi kâr İnin artık sırtımdan Çekin tırnaklarınızı derimden Dişleriniz boynumu acıtıyor Çöplüklerinize, çukurlarınıza, ormanlarınıza Gerin dönün! 05.06.2011 TOKAT KALICI SEVGİ “Adil Hükümdara” Ali’nin Hükümeti Medine’de mi nerde? Yahudi bir kadının ayağında Süsü, halhalı çalınır Haber gelir, duyar Ali Rengi değişir, düşecek gibi olur Ve der ki: “Ölürse Ali bu dertten ölür.” Yani O’nun hükümetinde Olması bu olayın TebDer 45
  46. 46. Zül fi kâr Onun için çok zordur. Bu günlerde bile sorulur “Neden bu kadar çok sevilir Ali?” Hikmetini de sen bul! 06.06.2011 TOKAT DİRİ GÖMÜLEN “Kıyamete” Duydun mu, yine bir kız çocuğu? Bu defa Pakistan, Veziristan’da Elleri kirli, yüzü soluk, zayıf, sekiz yaşında Bir deri, bir kemik Bakışları donuk. Ne yaşadı O kadarcık yaşında? Ailesinden aldılar önce – yoksuldular Din kursu diye kandırdılar Sonra beline bomba bağladılar, yelekli Yolculuk var cennete doğru! Polis noktasına gönderdiler Attı yeleği çocuk Koştu polise doğru —Yalan mı, iftira mı?- Nasıl duygular içindeyim Umer’in zulmü devam ediyor hala Musallat kız çocuğuna. TebDer 46
  47. 47. Zül fi kâr İki elimi soksam kendi kaburgalarıma Kendi ellerimle kendi ciğerlerimi Alsam, atsam dışarı Dindirebilir miyim? Susuzluğumu, söndürebilir miyim? Ciğer yangınımı. Lanet, evet Lanet olsun sana, soyuna Seni sevene, adını ağzına alana. Tez gel kıyamet Acele et! 21.06.2011 TOKAT TebDer 47
  48. 48. Zül fi kâr BOGO DİRENİŞ ŞARKISI "Essah'a" Ölürsem vasiyetimdir Gömmeyin bedenimi Karımı Çağırın İster bağırarak ağlasın İster sevinerek coşsun Rahat bırakın onu Nasıl olsa birini bulur Teselli eder rahatlatır onu Silahımı ve beremi oğluma verin Özgür vatanım için savaşsın ... Elinde, ayağındaki Zincirlerini kırsın halkımın Hürriyet âşıklarına ilham olsun Bir taş dikin başıma kırmızıdan El değmemiş bizden bir taş Torunlarım olursa Onlarda gelsin, bayram gibi Şenlikler yapılsın Aranızdayım, hiç ayrılmamışçasına Danslar ediyorum sizinle Belki sizden Daha da çok sevineceğim Sizinle Çocukların sevinç çığlıkları Göğe yükselsin Gençler el ele tutsun Herkes birbirinin gözünün İçine baksın Yensin, içilsin Hoş geldin hürriyet Hak'tan başkasına Boyun eğilmesin Entrikacı zorbanın TebDer 48
  49. 49. Zül fi kâr Ağacı kurusun, bir daha Asla çıkmamacasına Hakça paylaşım olsun Açlıktan ölmesin kimse Kimse hor görmesin diğerini İnsanlık esas olsun Kin kurusun, nefret ölsün Yücelerin yücesine yücelsin Her nefes, her can Gözden yaş silinsin Ölüm, ölsün Can, sonsuza karışsın. 10.02.2011 TOKAT "Şeytan İblis idi, üzerine oturduğu yolda adı değişti. —Ben korkarım, sen beni geçtin- dedi" "Umer'e" O GEÇTİ, SEN SOLLADIN Öyle uyduruk ki dinin, kandırmacalarla dolu Kendin inandın sonradan Örümcek ağı temelsiz, askıntı, tuzak ve basit Aldatma, korkutma, yıldırma Şüpheler mi yoksa baştan sona? Söze bak "Onu besleyen ibadetlerdir." O halde lazım olan, cesaret mi akıl mı? Yoksa baştan sona diriliş Bir silkiniş, kendine geliş Hikâye değil gerçektir; Kendi kızını kendi elleriyle Şehrin dışında kumlara Diri, diri gömer gelir Nasıl yaşar bir daha bu suçla! Şeytan demişti ya "Ben korkarım, sen beni de geçtin." Sen korkmaz mısın? Korkmazsın. Pis bir koku, iğrenç, mide bulandırıcı TebDer 49
  50. 50. Zül fi kâr Kara bir yüz, çok hasta Onun derdi başka, dermanı yok ilaçlarda Kibir değil, kıskançlıklarla dolu bir şey Nasıl bir dil, söyleyebilir Cehennemin kenarından çekip alana "Hasta". Nasıl bir el, bir ayak O tekmeyi atabilir? Gizli değil, sakalıda var! Namazda kılıyor cemaatin önünde Nasıl bir namaz, bir değil yıllarca Nefret değil, tiksinti Kaçmak değil hiç görmemek. Hak sana neler verdi ey! İnsan İlk önce aklın, en değerlisi Sonra vicdanın peygamber gibi Ve duydun biliyorsun artık Onlar halife denilen melunlar En büyük, en adi zalimlermiş Korkma dinden çıkarım diye Yüz çevir de yeniden inan! Bugün yeniden türeyen, üreyen Çoğalan, artan yeni bitenler Aynı dalın zıkkım meyveleri Bilmek yol almak, karanlığı aydınlatmak Hala yumacaksan gözlerini Tıkayacaksan kulaklarını Kaçacaksan ışıktan ve hala O kubbeli zulüm binasını omuzlarında taşıyacaksan Taşımasan da, taşıtacaksan Daha çok beklersin adaleti, cenneti Ortaçağın zifiri karanlığında Dünya tepsi iken Engizisyon aforoz ederken Kadınları cadılaştırır, erkekleri dinsizleştirirken Ve şehrin meydanında Katrana bulanmış bedenleri TebDer 50
  51. 51. Zül fi kâr Yüz binlerce yakarken diri, diri Öküzün boynuzundayken dünya Umer omuzlarındayken halkın Eşek iken, kulakları, kuyruğu Hatta semerleri çıkmışken Uyduruk görüşler, düzenler Evden eve dolaşırken İktidar, saltanat, hilafet sevdalıları Bir türlü can vermezken Evliya olurken iblisler Gençleri dinamitlerken habisler Başörtüsü imanın birinci şartı Sakal Allah'ın partisi Muaviyeler Allah'ın adamı Nakil, taklit, ezberse bilgiler Din sermaye, şeriat yalan Para tanrı İhtiras sarmışken Kanser gibi her yanı Ve utanmaz tükürüğe alışkın yüzler Sokak ortasında, alnından Bir genç kızı öldürürken din adına Bilim sersemlik, çalınası Umer şeytanı geçmişken Sen umeri sollamışken Zifiri karanlığın tam ortası 03.03.2011 TOKAT TebDer 51
  52. 52. Zül fi kâr TebDer 52
  53. 53. Zül fi kâr BUNDAN SONRA "Geleceğe" Bütün bunlar ne idi? Sızlanmalar, dert yanmalar Feryat, haykırış belki Dosta sitem, zalime uyarı Bir gösterme işaret, geçmişten haber Yaralara bir parmak Katledilenin yanında durmak İçine dalmak kan gölünün ve İlham aldıklarımızı söyledik Zulüm ağacını gösterdik İnsanlıktan çıkanı Çıkarılanı ve hallerini Davetimizi, beklentimizi Şiire gerek yokta, anlamıyor peder Şiirden başka dilden Şiirin Picasso’su, başka görür dünyayı Neyi, nasıl, kimlere yazmak Yurdu yurt yapan sahiplerini Kandırmaları, tuzakları Yolu yordamı Pekiyi bundan sonra Ateş ve kılıç Kim ister dünyayı yakmayı Kim der "kötülük istiyorum." Herkes kendince Daha iyi, daha güzel Daha doğru, daha parlak Yarınları kuracak. Çarkları çarpışıyor Doğru, haklı ile yanlışın Dişleri ha kırıldı, ha kırılacak Düzen kuran kim TebDer 53
  54. 54. Zül fi kâr Öyledir, böyledir, şöyledir Binler düşünce söyletir. Emir vermeli mi? "Hizaya geç!" Yoksa tutuşturmalı mı ormanları Tek, tek evleri dolaşıp Çocukları toplamalı mı? Ateşe mi atmalı beğenmediğini Kovmalı mı sürmeli mi? Zindanlara mı doldurmalı yoksa Bir daha görmemeli mi? Kenara çekilip, oturmak Ölüm mü beklenmeli yoksa Ağzını dikip, gözünü yumup Kulağını mühürlemek Deliliğe mi vurmak, bir gülücük? Çamura üflemeli de nasıl? El sürmeli de nasıl? Öyle bir yere çık ve bak Önce kendini gör Geçmişin bütün detaylarını Olanı, olduranı Zihnindeki beyaz nokta Açılsın artık Bağsız, bağlantısız bir bağ Eskiler gönül gözü Şimdiler modern ilim, yeniçağ Beğenmiyorsan dostum Şikâyetin varsa ondan bundan Kendin kur Sende yap bir şeyler Daha iyi daha güzel Nasılda meyillidir insan Hemen kavgaya dalmaya Biraz dursa ve baksa Kendi bulsa, kendi yapsa İnan zor değil, önce sıyrılmalı TebDer 54
  55. 55. Zül fi kâr Kendine gelmeli Bakmalı, görmeli, bulmalı Bir program yapmalı Programın yoksa Giriş, gelişme, sonuç Girdi, işlem, ürün, denet Bilmiyorsan bir bilene sormalı Yoksa kılıç! Yoksa ateş! 10.03.2011 TOKAT BİZDEN EVRENSELE "İnsana” "Güneş" derim, ay ve yıldız "Işık" derim Yağmur, bulut, hava Su, örneğin Suyun dili var mıdır? Işığın milleti Köyü, babası yıldızların Dini var mıdır dağın Ayırır mı kulları Bölüştürür mü, paylaştırır mı? Dinlerin ortak dili Bir Allah, kana girme, çalma Yalan söyleme, kandırma Ahlak her yerde aynı "İyi insan ol" der. Herkes "Ama nasıl?"ını sorma. Ol! Bundan sonra iyileştir Güzel, temiz, doğru, adil İnsanın yüzü dönük Hakk'a Ateşe atmak için beklemiyor ya Ya bilmez Ya bilir, çevirir, işine gelmez Ondan kulun debelenmesi TebDer 55
  56. 56. Zül fi kâr Öyle bir yer olsun ki, herkese sığınak Bir görüş bul ki insanlar eşit Zenci, sarı, beyaz sadece renk Kavga, dövüş, hır, gür Biraz dur! Bak, düşün, anla, anlamaya çalış Aç mıdır, bilmez mi, hastamı Mutlaka var bir derdi. Kanser midir, verem mi? Dertlerin dermansızı Kibir, gurur, haset, riya mı? Zor mudur, teşhisi tedavi İsteklerle doluyuz. Olur, olmaz Bu kalıp, bu arzu bana uyar mı? Kendimi bulmalıyım Haddimi bilmeliyim Yanlışı doğru, pisi temiz Karayı beyaz yapmalıyım Başka türlü yollar, eller Hastalıksız, aydınlık Arınmış, arı, duru Vermeli hep el ele Ama kandırmadan dolandırmadan İhtiras, kin, nefret olmadan Farz et başkasın Kadınsın örneğin, erkeksinde Yahudi sin, Budist veya ateist Başka dinden Engellisin örneğin kör veya dilsiz Ne fark ederdi senin için Anladın! Ortak bir payda var Fazla uzun değil hayat Düşünmeler zamansız Fırsat ele geçmez O halde Sende bir damlacık Ekle evrensele Sahte değil gerçek Bende bunu buldum TebDer 56
  57. 57. Zül fi kâr Bunu gördüm Yaptım Yapıyorum, yapacağım. Başaracaksın Başarırsın Başarmalısın Kan akmasın yaradan Önce durdur ve temizle Sonra sar İnan bana senin yaran o yara Hepimiz insansak O halde, demek ki: 13.03.2011 TOKAT SOFUNUN HATASI "Nefese" Günde en az beş bin, zikir çekmelisin İçindeki canavarı, dizginlemek için. Peygamber gibi sakal, cüppe Odunla fırçalamalısın dişini. Taharet gerekirse, yedi taş TebDer 57
  58. 58. Zül fi kâr Nohut, ceviz büyüklüğünde Tuvaletin alafranga olamaz İlla çökmelisin. Arapça okumalısın, anlamasan da Türkçe söyleme çarpılırsın. Tarikatından olmayana dokunma Necis çünkü. Pisliğine bulaşırsın. Evine alma kimseyi, kendinden başka Gitmede. Senin şeyhin bir numara Ne derse hak sözü Başkalarına bakma. Akıl zaten gereksiz Vicdan lazım değil Kızını gömebilirsin bahçeye Namussuz Lekelendi, kirlendi. Karayı seversin ne hikmetse Kara çarşaf, kara sakal. Neler oluyor dünyada Bilim nedir İnsanlık nelerle uğraşıyor Sende bir şeyler yapabilir misin? Sana ne lazım. İçindeki canavar gerçekten var Vicdansız ve namussuz canavar. Ama onu sen besledin Ne dedi peygamber: "Her varlığın bir gıdası var Şeytanınki ibadetler." Anladın mı şimdi neden Bir türlü kurtulamıyorsun Hazır sofrayı kurmuşsun Aklı, vicdanı salmışsın Başköşeye almışsın Besliyorsun şeytanı. Ebu Cehilin sakalı daha gür Cübbesi daha şaşaalı TebDer 58
  59. 59. Zül fi kâr Sen ne kadar değerliysen dostum İnan bana her insanda o kadar. Sakın Allah kuluna Özellikle insana, kem gözle bakma Hor görme asla. Hayret belki ama Hak buyuruyor: "Nefsine zulmetme, cevherini ben üfledim, Akıl etmez misin?" Kurtulmak istiyorsan, azgın nefsinden Aklını, vicdanını geri çağır ve oku! Vesselam. 14.03.2011 TOKAT DERTLİ HASTALIK "Cesura" İnat, cehalet, zorbalık İnsanlığın baş belası, şeytanın üç kılıcı Sabır, bilgi, yumuşaklık, hastalığın ilaçları Eli kanlı katil "İslam’da pişmanlık olmaz ki." diyebiliyorsa, Hem inatçı, hem cahil, hem zorbadır İflah olmaz, uslanmaz. Dinden hiçbir şey anlamamış Peygamberden ders almamış. İçi zaten zifiri karanlıkmış, Üzerine bir post giymiş Adını İslam koymuş, postun içinde kurt Neden bu hale düştün? Belli ki beslendiğin Otlandığın, yemlendiğin, yerlerde sularda mikrop var. Öyle bir organizmasın ki Ekmek yerken, herkes gibi Su içerken veya başka Nasıl bir mekanizmaysa cinnet, vahşet, facia Karanlık üretiyor. Ben derim ki: Senin hazretlerinden, Eğildiğin zalimlerden kaynaklı Nehrevanda Harici, Bozokta Kuyucu, Kerbelada kaideci TebDer 59
  60. 60. Zül fi kâr Evlere dalar, belinde bombalarla Nasıl bir lanet, melanet, bulaşmıştır bunlara. Kangren olmuşsa bacak, kesilir Bulaşıcı hastalıksa karantina Veremin ilacı bulundu Veba, tifo, tifüs kalmadı Cüzzam silindi, İsa'nın eli olmasa da. Ya bu mikrop nasıl temizlenecek Zorbalığın ilacını kim bulacak. Sabır dersen, oda sabrediyor Kitap dersen, okuyor. Dua dersen, ediyor. Bu nasıl baş belası Namaz kılar, herkesten çok, alnı nasır yarası. Önce ister, sensiz cuma olmuyor Sonra keser, yol keser Çocuk keser, kan keser Kapısında nalları kana boyanmış "Bakın bu işarettir, Bende vardım orada." Sonra dövünür feryat, figan Şaka desen, kan var Gülünç desen, trajedi Anlaşılır gibi değil Bu nasıl cemaat, nasıl ümmet Nasıl bir lanet, nasıl felaket! Aman bu konulara hiç girmeyelim Neden efendim? Fitne çıkmasın, fesat olmasın Çıkacağı kadar çıkmış kardeşim Ortaklığın mı var. Hale bak Yoksa sende mi oradaydın? Dün söyleme, bugün deme Ört üstünü kapansın Da ne zaman açılsın Hani tövbe, tövbeciler, af dilemek Özür dilemek, bağışlanmak Söylensin temizlensin. TebDer 60
  61. 61. Zül fi kâr Bin dört yüz yıl oldu, belki fazla O günlerden sonra Bak bu günlerde bile Felaket, cinnet, vahşet, kan, bomba İnsanlıktan çıkan caniler Nasılda türüyor, başka dallarda Hallerde, kılık ve kıyafetlerde Aç bak, örtüyü kaldır Aynı kök, aynı hazret! Kökü kurusun artık Fitnenin, cinnetin, cinayetin Korkma kaldır. Allah var. 15.03.2011 TOKAT İNKILÂP VE GÜNEŞ "Devrimciye" "Bir türlü anlamıyorum" diyor Nasıl olurda Doğranır peygamber soyu, Daha kokusu dururken Kızları esir, elleri zincirli ve aç Akıl alır gibi değil. Okumadın mı daha dün On yedi yıl bakıp beslediği Kendi kızını TebDer 61
  62. 62. Zül fi kâr Erkek arkadaşıyla konuşuyor diye Evinin bahçesine, babasıyla Yardımlaşıp gömen babayı Ve kızın ciğerlerinde toprak Yani ölmemiş diri, diri. İnanç adına, çuvala koyup Geçen gün selam verdiği Komşusunu, yine diri gömüp Evin tabanına ve tamda Onun üstünde namaza duranı. Madem bizden anlamıyorsun! Spartaküs okuyup izliyorsan, Direniş, töre, mücadelenin Nedenlerini hissedebilir İşte o zaman anlayabilirsin Celal Baba, Şah Veli Kalender Çelebi, Zünnun Baba Daha yüzlercesini Pir Sultanı anlatmaya ne hacet Onu herkes tanıdı. Devrimcilik bir gün değil Her zaman. Kargaşa, terör değil amaç Kulun kula kulluğunu Yok etmek. Komünistler yolun yarısında kaldı. Devrimi yanlış anladı İnsanı makine sandı Allah ile savaşa daldı. Bataklıkta çiçek yetiştirmek, Nehirleri tersine akıtmak, Dikene gül aşılamaktır, devrim. İnsan için diyorsan İnsana düşman olamazsın Ölüm mangaları kuramazsın Adalet diyorsan, herkese adalet Politbürolar, özel makam araçları Girilmez! Tatil köyü, yazlıklar TebDer 62
  63. 63. Zül fi kâr İşçinin düşünmeye bile vakti yok. Sınırsız devlet, sınıfsız toplum Herkes eşit Ne güzel kelimeler. Onca fedailik, fedakârlık Sıkıntı, acı, keder, gam Gece gündüz çalışmalar, Sonra Bir zalimi kovup Başka zalimler mi gelmeli Yaşasın mı yeni zalim Zalimsiz yapamıyor musun? 19.03.2011 TOKAT KANDIRMACA HAYAT "Katile" Fötr şapka, yağmurluk, tıraşlı yüz Parlatılmış cilalı kundura ve kravat 60'ların soğuk savaş mekânlarından biri Kalın, taştan sütunlu binalar TebDer 63
  64. 64. Zül fi kâr Sabah veya alacakaranlık, geceye doğru Bir şeyler bilen adam Ceketinin iç cebinde, bir dosya Bildiniz, bu bir ajan Birilerinin hesabına çalışan Gizli bilgiler taşıyan Cephe haritaları, isim listesi Ne nerededir, kim kimdir, ne iş yapar Şifreler, çözümler Fare, köstebek, sıçan, solucan, En iyileri fahişelerden Her yere girip çıkabilen. Katil örneğin Derler ki: En iyi katiller En duygusal olanlardır. Biriktirdiği kini ile intikam aldığı için Hele birde alışırsa kan kokusuna - insan kanı Kimse durduramaz artık Casus, fahişe ve katil. Şimdilerde gece görüşlü uydular Yumurtayı görebilen Fısıltıyı duyabilen. Eski ajan: "Karım bile bilmezdi Yaptığım işleri ölene kadar, O beni işadamı sanıyordu. Oysa her gece kiminle yatıyordu? "Girmediğim kılık mı kaldı Rezalet anlayacağın. Aslında yaşayan açık paranoya Takip ediliyor, dinleniyor Öldürecekler, çok şey biliyor." Emeklilik günleri Sahilinde bir adanın, başka diller ve Başka yüzden insanlar. Denize açılmak örneğin Balık tutmak, kabuk toplamak Çıtır kızların oyunlarını dürbünlemek balkondan Komşu emeklilerle akşam sofrası Soran olursa: "Feleğin sillesi. TebDer 64
  65. 65. Zül fi kâr Torunlarıyla eğlenenlerden Gerçek bir mezar taşı olanlardan değil Yüzü değiştirildiğinden beri Oda tanımıyor kendini. Bazı geceler kâbuslarla uyansa da Depresyon haplarına bağımlı kalsa da Cehennemi ensesinde bilse de. Kahraman, yiğit, delikanlı, vatansever Ülkücü, devrimci, mücahitti!!! Kandırıcıların oyununa geldi Bir çeşit tecavüze uğradı Kandırıldı. 03.04.2011 TOKAT PEŞİMDE ÜÇ GENÇ “Yaşama” Oğlum kucağımda, üç yaşında o zaman Batman’da 19 Mayıs Mahallesine doğru gidiyoruz Asfaltın solundan bir kaldırımdan Epey gezdikten sonra yorgun Günlerden Pazar Hava açık, tek tük arabalar geçiyor Kimseyi tanımıyorum Kimseye selam veremiyorum Yabancıyım burada. Beni nereden tanıyorlar Geçtiğim elektrikçi dükkânından TebDer 65
  66. 66. Zül fi kâr Kapının önünden Kötü bakan adamı hatırlıyorum Oradan beri en az Üç yüz metre yürüdüm. Günün gezisini düşünürken ben Onlar neler planlamışlardı, amaçları Korkutmak mı, öldürmek mi? Bu sokaklarda çok kişi Vurulmuştu enselerinden Geçen hafta pastanede Konuştuğum kamyon şoförü ile patronu Vurulup atılmış bir kum yığınının yanına. Ondan önceki hafta, yol üstündeki kitapçı Taranmış evine giderken. Elektrik direklerinde bir fotokopi ilan Yüzü gözü dayaktan patlamış bir adam “Aranıyor! Tanıyanlar bu numarayı arasın.” Mezarlığa giderken dönen Bir kadın, elinden tutan bir oğlan Benimkisi yaşlarında. Diğer elinde kitap, gözlerinde yaş TebDer 66
  67. 67. Zül fi kâr İki kilo metre var daha mezarlığa. Sordum söylediler: “Kocasına âşıktı, kocasını vurdular. İki sene, her hafta. Kar, kış, yağmurda Dua okumaya gider.” Gece on bir, ayak sesleri kaçan Onlardan önce silah sesleri birkaç el Sonra polis sirenleri Mutfağıma saklanan silah “Burada ya örgüte ya cemaate vereceksin haracı!” Yan yana iki genç ve Onların gerisinde sağda bir genç daha Görsem hatırlarım belki Yüzlerini. Benimde tam peşimde. Döndüm bir an, öylesine bir his “Bak geri!” der gibi Sağıma döndüm hafifçe Soldaki Belindeki silahı TebDer 67
  68. 68. Zül fi kâr Tuttu sağ eliyle. Onun yanındaki bana bakıyordu. Kucağımda çocuk En geride sağdaki Hepimizi gözlüyordu. Önüme döndüm, yoluma devam ettim. Vurmadılar beni. TOKAT 29.04.2011 SEKİZİNCİ İMPARATORLUK “Öngörüye” TebDer 68
  69. 69. Zül fi kâr Yahova Şahitleri’nden duydum İsa’nın müjdesi Yedi zalim imparatorluktan sonra Kurulacak sekizinci imparatorluk Adalet Hükümeti Med-Pers, o gün bilinen tüm toprakları İnsanları, köyleri işgalinden sonra Makedonyalı İskender Ne kadar genç Demokles ile tanışınca Vasiyetini değiştiren Aristo’nun talebesi “Elimi mezarımın dışında bırakın Herkes görsün, bir şey götürmüyorum.” Üçüncü Roma Doğuda Cengiz En son şimdi Anglo – Sakson imparatorluğu Öngörüye göre Hepsi zalim, büyük zalim TebDer 69
  70. 70. Zül fi kâr İsa’nın çölde kırk günü Yalnız Gece soğuk, gündüz kavurucu Söylenceye göre Her gün kurtulur İsa Bir hastalığından, ruhunu sarsan İlk gün bencilliği Son gün liderlik sevdasını Ve gelir Şeytan “Bütün devletler benim Emrim altındadır İsa, biliyorsun. İstersen, hepsini sana veririm.” Kırk sınavdan sonra Demek ki bir sınav daha En son sınav şeytanla. Düşündü mü acaba İsa? Kabul etmeyi Dünyayı yönetmeyi Orasını bilemiyoruz ama Yine söylenceye, nakledildiğine göre İsa’nın cevabı “Ben göklerin krallığının imparatoruyum. TebDer 70
  71. 71. Zül fi kâr Müjde tüm dünyaya dağılınca, Herkes haberdar olunca Kurulacaktır Son ama adil Göklerin Krallığı.” İnanalım mı İsa? 03.05.2011 TOKAT TebDer 71
  72. 72. Zül fi kâr EVDEN EVE “Manzaraya” Çocuktum bilmiyorum Makineli tüfek sesi, G3 mü? Ama bir takırtı Babam: Kamyon taş döküyor oğlum. Öyle geçti o zaman ama Sonradan öğrendim. İki sokak ileride İlkokul öğretmenimin evinin orada Hürriyet ile Serdar kardeşlerin Evlerini taramışlar Hürriyet ölmüş, Serdar yaralı Oda çok sonradan öldü. Kalp krizinden Babaları babam gibi işçiydi. Vanlı Savaş arkadaşım, babası Kore gazisi Evlerinde - amiral battı – oynadığımız Annesi kesip vermişti bana Bir tepsi içinde iki tavşan Ama biz ailecek tavşan yemiyoruz! İşte o Savaş’ın abisi, ismini hatırlamıyorum Evin arkasında dar bir aralık Duvara çizilmiş makineli tüfek gibi Mahiri vurmuşlar Kızıl Köyde, Niksar’da Adını yazmış şimdi tüfek gibi duvara Sonra Niksar Cedit mahallesinde bir ev İki katlı, bahçesinde ceviz ağacı Girişte solda bir oda Karşıda beyaz duvar badana Üzerine kırmızıyla boyanmış bozkurt Silvan, başka bir gün ve başka bir ev Penceresi tel örgülerle kaplı, ikinci kat TebDer 72
  73. 73. Zül fi kâr Yemekte ekmek ve az biraz peynir Kümes için kullandığımız tel örgü Neden orada pencerede! Bomba atılırsa içeri, düşmesin diye Birde babamın unutamadığı anısı “Tel örgüler vardı. Atlayamadık. Kurtaramadık. Lisenin bahçesinde çocuğu Döve döve öldürdüler Sonra kaçıp gittiler.” Senaryo değil gerçek bunlar Hepsi oldu. Yaşandı. Afganistan, Irak, Libya, Yemen, Suriye Düşünemiyorum bile. 08.04.2011 TOKAT FERYAT “Mayası bozuk süte” Sütün yoğurda dönmesi Bir kaşıkçık kendine çeviren Tıpkısının aynı Ilık olmazsa bozulur Ekşi yoğurt vardır birde Çökelek, ayran, beyaz peynir, kaşar. Bir gezgin tanımıştım Bosnalı Bisikletiyle gezen TebDer 73
  74. 74. Zül fi kâr Günde bir kilo yoğurt ve bir ekmek. Kadeh, şarap, kuru ekmek Etim ve kanım. Mayalarım seni! Sütünü yoğurda keserim Seni kendim yaparım, bilirsin. Dişin çürüğü, yayılır yavaş yavaş Sinirlerine gelince, yakar adamın canını Demirin paslanması İnsanın bozulması, toplumun çürümesi Üzümün bile birbirine bakarak Kararması Ne hale gelmiş insanlık Nasıl çürümüş Protez veya zımpara kurtarır mı? Canın yanıyor mu, kokusu geliyor mu? Hani bir köyde, tatlı bir su pınarı İçeni deli eden. Sakınan adam, kendini ve çocuklarını Yasaklayan içilmesinden Herkes içip delirince Korunanlara “Deliler” denilince Dayanamayıp “Getirin içelim!” diyen. Çürümeler sardı her yanı Her şeyi altüst ettiler, ediyorlar İnatları katmerleşmede Aydınlığın işareti görülmüyor Daha kötüye gidiyor Elli kişilik arkadaş fotoğrafından Otuzu şehit. Yirmisi kayıp. Bayrak yakan zavallı, kıla bağlamış imanı Çok üzgünüm, yorgunum, uykum var. Apaydınlık günler ümidimizdi İyi niyetli, temiz yürekliydik Saf ve temiz huyluyduk Sonra Tayland damı nerde TebDer 74
  75. 75. Zül fi kâr On yaşında kız çocuklarına Müptela olan Avrupalı zengin. Afgan afyonu insanı uçuran Karısına ve kendisine birlikte Sevgili arayan adam, ilan veren Milyonlarca çocuk pornocuları, sübyancılar Bir katır karşılığı, satın alınan oğlan Mayına basmış kadın Parlayan yüzü görülemeyen Bedduası kabul olmuş Evinin bir köşesine oturup Yüzünü duvara çevirsin Asla! Ölünceye kadar konuşmasın, kalkmasın. 07.04.2011 TOKAT SUÇ MAHALLİ “Vahşete” Evin tabanı İhbar var Yöntemler budur. Daha önce hiçbir suçlunun Suçlu gurubunun yapmadığı, akıllarına gelmeyen Yapmayı aklına getirmediği, bir yöntem Evinin tabanına mezar kazmak Çuvallamış adam, çuvallanmış ölüyü Henüz ölememiş, domuz bağından Oraya gömmek “Hanım, Sen etrafa göz kulak ol! Çocukları uyar, gelmesinler buraya” Epey uzun geceler, uğraş günler boyu Kazacaksın, gömeceksin, örteceksin Üstüne beton dökeceksin Epey, uzun iş Hele birden çoksa, çuvallamış kişiler Hele üstlerinde ölülerin, cemaat namazı kılınacaksa “Elhamdü lillahi Rabbil Âlemin İyyekenağbudu ve iyyekenestein, Hamdolsun, dindarım.” TebDer 75
  76. 76. Zül fi kâr Altım mezarlık tanrım, dualarımı kabul et! Kameraya alınmış işkenceler İmzalatılmış itirafnameler Haraca bağlanmış mü’minler Münafıklar, ajanlar, kâfirler Allah’ınız varsa, nasıl bir Allah Yüreğiniz varsa ne kadar kara Beyniniz varsa, nasıl çürümüş Elleriniz titremez mi? Kimse size “dur!” demez mi? Allah belanızı versin. Dindarlar! Sürüsü 24.01.2012 TOKAT TANRININ İZİ “Gülümseyen Çocuğa” Gülen çocuğun yüzünde görünen Uçan kuşun uçmasında ve konmasında Rengârenk bahar çiçeklerinin renklerinde Üzerlerindeki kelebekte, arıda Denizin, suyun dalgalarında güneş vurunca. TebDer 76
  77. 77. Zül fi kâr Kedinin miyavlamasında – sokak kedisi kirli Vahşi Su kıyılarındaki yeşilliklerde Yaprağı sallayan, görülmeyen rüzgârda Yere inen sisin arasında Şafakla doğan güneşin ışıltılarında Çöl kumlarındaki kıpırtısında, kertenkelenin Harikalarında hatta insan yapılarının O çocuğun yüreğine ne kadar çok Çeşitli tohum ekersen ek Hangisinin nerede tutup, nasıl yeşereceğini Bilemezsin, işte tanrının izi 28.01.2012 TOKAT TRENLE DÜNYA TURU “Müstakbel gezi arkadaşıma” Tıkır mıkır, usul – usul Gündüzleri penceresinden alabildiğine Fotoğraflar alarak, doğasına dalarak Gezmeli tüm dünyayı Geceleri okumalı, yazmalı veya uyumalı “Her yol Roma’ya çıkıyorsa”, Oradan başlamalı Doğuya veya kuzeye doğru Oradan da daha doğuya Seksen günde tamamlamaya ne hacet Zaman sınırlaması olmadan Mühim olan, her yeri görmek Bir dost olsa yanımda, kafa dengi Yabancı dil bilen, sürücü ehliyeti olan Daha iyi. Planları ben yapmalıyım ama TebDer 77
  78. 78. Zül fi kâr Memurlar tanırım Ömürleri ipotekli. Satın alınmış Sabah sekiz, akşam beş Yapamazlar tabii, mümkün değil Böyle bir gezi İşsiz güçsüz takımından olmalı o kafa dengi Tarihin seyrine göre de gidebiliriz Roma, Atina, Persepolis, Çin Modern Çağlara da uyabiliriz, Amerika’nın her eyaleti. Doğal güzelliklerde olabilir rehberimiz Kültürel yaşamlar da Planlanabilir bu gezi Sen parayı, vizeyi dert etme. 25.01.2012 TOKAT NAKİT PARA “Masumiyete” Kredi kartlarından önce yastık altı Döşek altı, yorgan arası Kefen parası zor günler için Fatmagül’ün kendi malı Kaçık dudakları Nasırlı ayakları ve ayaklarının arası Fazlasıyla yer alan sevgilisi, her yerinden Çalınmış hazinesi yılların Birine saklanan, hazırlanan ama TebDer 78
  79. 79. Zül fi kâr Başkalarınca çalınan Ayıkken veya sarhoşken, içirilmişken Damarlarında dolaşırken uyuşukluklar Umursamazlıklar, vazgeçmişlikler Boş vermişlikler hatta çoktan razı, cehenneme Dünya cehenneminden bir an önce Kurtulmak istercesine. Yüreğinde duyulan, ölür bir aşk Nefes alamayan öylece ölü duran. Vedalara alışık olmayan, yabancı adam Bu gidişlerin dönüşü olmayacak biliyor musun? Nakit, capcanlı, peşin Çalınmış, kaptırılmış, masumiyetler 29.01.2012 TOKAT HAYAL KURMAK “Çekinmeden paylaşımlara” Hayal kuracaksan büsbüyük olmalı Tamamen sana ait Kopyalanmamış, çalınmamış Hayatının neler getireceğini bilirsin Hayallerinden Sağlam bilek, çelik irade Güçlenmeli fidan rüzgâra, fırtınaya Kök salabildiğince derinlere Uzanabildiğince göklere TebDer 79
  80. 80. Zül fi kâr Hayallerinde Ağaç evde, yukardan bakıp yere Kuşlara ve esintiyle haber göndermek Haber almak yine onunla Yağmurunda yıkanıp, güneşinde kurulanmak Meyvesinden beslenmek doyasıya Daldan dala atlamak hatta Mevsimden, hayalden, çağdan çağa Komşu olmak herkesle Böcekle beslenen ağaçkakanın tıkırtısını Dinlemek kızmadan, delirmeden. Hayal kurmalı insan en büyüğünden Olgunundan, pişkininden, zirvelerinden Paylaşmak bir de utanmadan, çekinmeden 02.02.2012 TOKAT VİVA REPUPLİKA “İnsanca yaşama” O zamanlarda çamur yollar yine Atlar çekerdi arabaları Çeliğin gücü bilinmiyordu tam ve petrolün Türevleri keşfedilmemişti henüz Krallar, kral severler, sultanlar vardı “Sultan” şimdi kız adı “Çok yaşa kralım veya padişahım” denirdi. Her yer onlarındı. İstedikleri gibi dağıtırdılar toprağı Ordular kurar, obalar yakardılar. Düzen öyleydi. Kanun buydu. Onur onların altın mahmuzlu çizmelerinin altındaydı Boyun eğdikçe insan TebDer 80
  81. 81. Zül fi kâr Onlar için haykırdıkça insan Yaltaklanabildikçe insandı insanlar Düşünmenin, eşitliğin, birliğin sözü edilemezdi “Birlik” denilince, zorbaya karşı birlik anlaşılırdı önce Ve uçurulurdu kafalar. Evlerde çeşme yoktu, pınarlardan taşınırdı sular Ortalığı bok götürürdü anlayacağın Kokusu her tarafı sarmış koku Üç dakika burnun alışması. Alışmıştı insanlar ona da, bok kokusuna da Zincire bağlanmışlık, tellere dolanmışlık Kırk yaşında ölürdü insanlar ortalama Viva Repuplica 02.02.2012 TOKAT İÇİNDEN GELEN “Çocuk tazeliğine” Öpmek geldi içinden kızın Yanağından küçücük, bir anlık Öyle ışıl ışıl gözleri ve sıcaklığı çekici Daha da sokulmak, yakınlaşmak Çekinmeden, utanmadan, arsızca hatta Daha konuşmak, öğrenmek, bilmek, tanımak İstemişti çocuğu. Ümit beslemek geleceğe belki sonsuza Sorunsuz yaşamlar Alabildiğine cesur ve kahramanca Bir kilim, bir kap, bir dilim ekmek Öylesine bırakıvermek geridekileri Kurtulmak, sıyrılmak TebDer 81
  82. 82. Zül fi kâr Becerebilir miydi çocuk? Üzmemeyi, dinlemeyi, anlamayı Mutlu etmeyi bilir miydi, öğrenir miydi? Işıl ışıl gözleri Baştan çıkaran sözleri, ezberlenmiş miydi? İçinden geldiğince, yüreklice, mertçe Yoksa birkaç dakika Kandırmaca Hayatı söndüren, masumiyeti öldüren Gazabı ve azabı, kıyamete döndüren Birkaç dakika mı yoksa? Bu ışıltılar, fısıltılar Şehvetten midir, sevgiden mi? 01.02.2012 TOKAT SEFİL HAYAT “Merhamete” Yalın ayaklı çocuklar veya yırtık ayakkabılıda olur Başka ülkenin askerleri sokaklarında, devriye gezen Çok eskilerden kalma yöntemlerle Elle ark açılan bahçelerinden Konuşmadan önce yumruğun hüküm sürdüğü Barıştan önce savaşın. Kitaptan önce kılıcın Zaman tüneli diridir. Binlerce yıl gerilere gidilir Işık hızından hızlı, moleküllere ayrılmadan Yüzler hep asık ve kirlidir. Tutulan ip çürük, yerlerde sürünen aslında ip Tıraş haramdır. Öyle korkak, öyle çaresiz Donakalmış ruhlar aslında Asılı veya çivilenmiş paslı duvarlara Gözde fer, havada ışık yanmış kavrulmuş Tutunabileceği zavallı inancıdır Olmayan uydurulan. TebDer 82
  83. 83. Zül fi kâr Olmasa da, uymasa da oldurulan zorla Ölmek daha iyidir buralarda yaşamdan İşkence çekmektense her gün, her an Ölmek istenip de ölünemeyen yerlerdir Çıplak ayaklar yerlerdedir. Yok, olmalı, bu inanç Kurumalı bu ağaç Başka çaresi yok, yoklukların Sefil hayat. İmdat. Feryat Kimse el veremez sana Senden başka Hadi cesaret Hiç olmazsa çocuklarına merhamet et! 01.02.2012 TOKAT KARTON HUMEYNİ “Tenekeden borulara” TebDer 83
  84. 84. Zül fi kâr Kimsen çıkar böylesi fikirler Kime sunulur, nerelerde oylanır, nasıl kabul görür Ve sonunda halka, dolayısıyla dünyaya sunulur Selam dur! Otuz yıllık devrimin ürettiği sonunda Kartondan, tenekeden borular Üstüne belaları çekmesi de cabası halkın. İran denilince eskiden, Doğu Medeniyeti Edebiyat, siyaset, köklü tarih ve devlet. Bilime inanmayıp, Nükleer enerjiye bel bağlamak Halkın eskiden de yarısı aç Eskiden şahların şahı Şimdilerde mollalar, “Al takke ver külâh” Utancından yüzünü kapatsa İranlı kadın yeridir. Karalara bürünmesi de belki bundandır. Allah vergisi petrol, doğal gaz, madenler Bedava Ancak böylesi oyun oynanır bir halka, Ülkemde de bu düzene özenen özenene Kadıları hâkim koltuklarında isteyen Dörde kadar kadınla evlen On ikisinde evlendir kızı ve kurtul, Barby bebeklerle baş edemeyen molla Çanak antenine kadar halkın, Hatta genç oğlanların saç modellerine Din adına, kültür adına Mecliste soruşturma: Yeterince beceremedin neden? Gitmeyen bilmez, fotoğraf çekmek bile yasaktır —Evrensel sinemaya İran sineması katılır “Halkım barışseverdir.” Yönetmenin fikri. Din ile insanları bir arada tutmak? İslam âlemi devrimden sonra, on milyon kurban verdi Ne anlayan var, ne yola gelen hala İnada binerse işler Sonu buralara kadar gelir TebDer 84
  85. 85. Zül fi kâr Korkum on milyon İranlı daha ölür, Nesiller yok olur, Müzeler soyulur. Bağnazın sebebine bu defa ne din kalır, ne iman Saddam’ın heykeline, Kaddafi’nin yüzüne Saldırıya geçen halk Mollanın sarığını yerlerde sürür. Eyvah inkılâp Eyvah güneş Eyvah ümit, gelecek. Güldürün zorbaları, aç gözlüleri, haçlıları! Siyonistleri, batılıları, para babalarını, papazları Eyvah insanlık. 04.02.2012 TOKAT “Bu mu dünya kitabından” TebDer 85
  86. 86. Zül fi kâr KOREDEN BERİ “NATO’ya” Gönüllüler alındı önce, trenlere dolundu Limanlardan gemiler yola koyuldu Ellili yıllar Yolculuk var, savaş var, Kore’ye doğru O günlerden beri Natoluyuz Onun içindir tetikçiler, kardeş katilleri Gladyolar, Ergenekonlar Yeşil kuşak amerikancı İslam kaleleri Onun içindir Arap baharları Halk isyanları. 05.02.2012 TOKAT “Bu mu dünya kitabından” DELİ ROLÜ “Çaresize” Kendi burada ruhu başka yerlerdedir Bir ayağı buradadır. Eli, diğer ayağı, Anasının ona verdiği ismi her neyse? Umurunda olmadan o, kendine başka isimler bulur Mahirdir. En meşhurlarından tarihin Kimi kahraman, kimi peygamber, kimi artist Her mahalleye, sokağa, köye ortalama Numunelik en az bir tane serpiştirilmiştir. TebDer 86
  87. 87. Zül fi kâr Kendi kendine konuştuğunu düşündüğün aslında Takılmıştır, kendi dostlarına Göremediğin, bilemediğin, oralarda bir yerlerde. Bir de cezai ehliyeti yoktur delinin. Öğrendikten sonra sırrını delinin Kurtulmak istiyorsan sende cezadan, beladan Bu yolu tut kendine Ne istersen ondan ol Nasıl istersen öyle, mutlu veya asabi Dokunulmaz, el sürülmez, görülmez hatta Gitsin akıllılar Gelsin deli rolü. 09.02.2012 TOKAT “Gülümsemeler kitabından” ÜMMET “Ehlisünnete” Bir peygamberin tabilerinin toplamının adıdır ümmet Kitaplara ve söylenceye göre de Hep birbirinin kardeşidirler. Birbirinin gözünü oyan Cehenneme iten bir diğerini Tarikatlar, cemaatler, mezhepler daha neler, Kimi kandırır pamuk şeker Çocukları, bir de nostalji düşkünlerini Ehlisünnet ve cemaat Ve rezalet, esaret, cehalet, zillet Felaket, vahşet, cinnet, cinayet, Kendisinden başkasını Müslüman saymayan A’dan Z’ye efendiler. Efendilerin tarikatları Şiş, deve, çüş, cüppe, sarık, taharet taşı Entel züppe, rüküş makyajlı başörtülü TebDer 87
  88. 88. Zül fi kâr Bir de Dişiyle sımsıkı çarşafını Salyalarını ve sümüğünü alabildiğine Salan kadın Baştan ayağa kara, kapkara Vücudun organları hatta her hücresi Muhtaçsa birbirine hayatta kalmak için. İnsanca yaşamak İnsanlığa örnek olmak için Sağlıklı, gürbüz, güçlü, parlak Kırışmış yüz, fersiz göz, titrek el Sarılmış ümmet kendi boğazına 08.02.2012 TOKAT “Bu mu dünya kitabından” REZİL BATILI YAŞAM “Medeniyete” Titrek, telaşlı olmasaydı ama Çılgın festivaller, yüz binler, gençler Psikolojik danışmanlar sürekli dolu Geçinemiyorsanız boşanın Çocukları bırakın esirgeme kurumlarına Ha birde Kızıl Haç’ın bebek kutuları Atmayın yeni doğan bebekleri Çöpe, kuytularına şehrin Bırakın bahsedilen o kutulara. Şimdilerde çocukların çoğu babasız Hem de anasız artık Ana adı: Eva, baba adı: Adam TebDer 88
  89. 89. Zül fi kâr Çoktur böylesi nüfus kayıtları. Diskolarında bulan hayatın ritmini Aşkı, sarhoşluklarında içkinin her türünün Yetmezse de kokteyller yedili, sekizli. Otun, uyuşturucunun esiri, bağımlıları Baş edilemez gençlik, eşcinsellik festivalleri Özgürlük kaybetmektir kendini Eşitlik, karıştırmak birbirine her şeyi Tuzlu, biberli Ey insanlık yine eyvah Örnek olmak isterken, neyi ile Bilmediğimi mi zannediyordunuz. 07.02.2012 TOKAT “Bu mu dünya kitabından” GEREK YOK “Aklından geçene” Kendini sahile atan balinalar ölmek için Karabataklar ve diğerleri. Size söyleyen olmadı mı? Nasıl olsa öleceksin eninde sonunda Bu kadar acı çekmene gerek yok Hele kendini vurmana sahillere Yaşayamazsın sen karada Senin yerin değil oralar Atalarından öğrenmedin mi? TebDer 89

×